Mustafa Kemâl'in uydurma şecereleri ve hakîkî mensûbiyeti (318)

“Önümüzdeki yıllarda Atatürk’e nasıl ihanet edildiği, tek taraflı ve daha çok yabancı menfaatlerine uyan korkunç propagandalarla halkın nasıl kandırıldığı ve Abdülhamit’le Meşrutiyet devrindeki komprador siyasetine dönülerek, iç ve dış menfaat grupları tarafından memleketin nasıl ziyan edilmiş olduğu daha çok anlaşılacaktır.

“Bencil ve bilgisiz demagogların yarattığı bu uğursuz akıma karşı, hasır altı edilmek istenen Atatürk ilkeleri, genç kuşakların ve dürüst aydınların direnişiyle yeniden günümüzün en olumlu aksiyonu haline gelmeye başlamıştır.

“Atatürk’ün Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras, seksen bir yaşında olmasına rağmen, Atatürk devrinden sonra yetişen ve zorla sapıklaştırılmak istenen birçok yirmi yaş gencinden bir milyon kere daha genç ve dinç bir düşünce dinamizmiyle şunları söylemektedir:

‘- C.H.P. kurulurken sosyalist ilkeleri programına geçirmeye çalıştık. Herkesin sâyi ve kabiliyeti nisbetinde müstefit olması prensibini koydurduk. Ekmek ve kabiliyete göre gelir, sosyelizmin en ilkel [temel] prensibidir. Ama Hasan Saka gibi liberaller karşımıza çıktı. Atatürk, görüşleri uzlaştırmaya gitti. Prensip, programda aynen kaldı, fakat sulandırıldı. Sosyal emniyet ise programda yoktur. Sonradan koyacaktık.

‘Kollektif barış fikrini Litvinof ile birlikte ortaya attık’

‘- Atatürk’ün cihanda sulh, yurtta sulh prensibi, manâsını bilmeden kullanılıyor. Aslında bu prensip sosyalist bir görüşü ifade eder. Cihanda sulh, barışın ortak savunulmasını, kollektif barışı temsil eder. Kollektif barış fikrini Litvinof ile birlikte ortaya attık. Birleşmiş Milletler bu görüşe uygundur. Yurtta sulh ise, sınıf mücadelelerinin keskinleşmesine sebebiyet vermeden, ahenkli bir sosyal emniyet düzeni içinde kalkınma hedefini gütmedeydi. Cumhuriyetin ilk yıllarında sınıflar tam teşekkül etmemişti. İptidaî halde zenginler vardı. Sınıf şuuru pek gelişmemişti. Burjuva yaratma sevdası bir takım aptallıkların sonucudur. Ve Atatürk’ün yurtta sulh prensibine muarızdır.’

“Bu sözlerin ışığı altında şu veya bu şekilde Atatürk’e karşı düşmanlığın sebepleri daha iyi ortaya çıkıyor değil mi?

‘Bizi alsalardı, (Atatürk’ün tâlimâtı üzerine) Komintern’e girecekdik!’

“Tevfik Rüştü Aras devam ediyor:

‘- …Atatürk bana şunları söyledi: ‘Bir komünist partisi kurdurdum. Ben partiye girmedim. İsmet, Ali Fuat ve Fevzi Paşa’lar partiye girdiler.’

‘- Kurtuluş Savaşının ilk günlerinde zayıftık. Hilâfet de, Enverciler de karşımızdaydı. Batı ülkeleri bize hayat hakkı tanımıyordu. [Bu iddiânın doğru olmadığını, Yahûdilik-Masonluk Münâsebeti ünvânlı çalışmamızda isbât etmiş bulunuyoruz…] Atatürk: ‘Bizi dünya tanımazsa komünistlerle birlik olur, kurulan dünyada yerimizi alırız. Fakat memlekete yabancı eli sokmayız. Görüşümüzde samimiyiz. Bu bir oyun değildir. Ama ne olursak biz oluruz. Aslâ yabancı eli karıştırmayız!’ diyordu…’

“Tevfik Rüştü, Atatürk’ün emriyle Sovyetler Birliğine nasıl gittiğini, aylarca nasıl........

© Milat