Mustafa Kemâl'in uydurma şecereleri ve hakîkî mensûbiyeti (293) |
“Madde 3) Fransa ve Birleşik Krallık tarafından 13 Nisan 1939 târihli beyânnâmeleriyle Yunanistan ve Romanya’ya verilen garantiler mer’iyet mevk̆iinde kaldığı müddetce, bu iki garantiden biri veyâ dîğeri hasebiyle Fransa ve Birleşik Krallık muhâsemâta giriştikleri takdîrde, Türkiye, fiilen Fransa ve Birleşik Krallık’la teşrîk-i mesâî edecek ve onlara yed-i ik̆tidârında olan bütün yardım ve bütün müzâhereti yapacaktır.
“Madde 4) Fransa ve Birleşik Krallık, birine veyâ dîğerine karşı ikinci ve üçüncü maddeler hükümleri mahal̃l̃-i tatbîk̆ bulmaksızın bir Avrupa Devleti tarafından vâk̆î bir tecâvüz netîcesinde bu Devletle muhâsemâta giriştikleri takdîrde, yüksek âk̆id taraflar derhâl̃ istişârede bulunacaklardır.Ancak şurası mukarrerdir ki Türkiye böyle bir ihtimâl̃de Fransa ve Birleşik Krallık hakkında hiç değilse hayırhâhâne bir bîtaraflık muhâfaza edecekdir.
“Madde 5) Yukarıdaki üçüncü maddenin hükümlerine halel gelmemek üzere,
“1- İstik̆l̃âl̃ veyâ bîtaraflığının bir tecâvüze karşı muhâfazasına yardım edilmesi, bizzât kendi muvâfakatiyle, yüksek âk̆id Hük̃ûmetlerden biri tarafından taahhüd edilen bir Avrupa Devletine dîğer bir Avrupa Devleti tarafından tecâvüz vukûunda,
“2- Gerek bir Avrupa Devleti tarafından îkâ’ edilen ve dîğer bir Avrupa Devleti aleyhine müteveccih bulunmakla berâber yüksek âk̆id taraflardan biri Hük̃ûmetinin fikrince kendi emniyeti için bir tehdîd teşkîl eden bir tecâvüz hâlinde,
“Yüksek âk̆id taraflar, müessir görülecek her müşterek harekete teşebbüs etmek üzere derhâl ̃istişârede bulunacaklardır.
“Madde 6) Bu muâhede hiçbir Devlet aleyhine müteveccih değildir. Hedefi, tecâvüze karşı koymak için, lüzûm hâsıl olursa, Türkiye’ye, Fransa’ya ve Birleşik Krallık’a karşılıklı bir yardım ve müzâheret têmîn eylemekdir.
“Madde 7) Bu muâhedenin hükümleri, Türkiye ile dîğer iki âk̆id taraftan her biri arasında iki taraflı taahhüd olarak da mûteberdir.
“Madde 8) Yüksek âk̆id taraflar, bu muâhedenin tatbîk̆i netîcesi olarak muhâsemâta girişmiş bulunurlarsa, ancak müşterek bir mutâbakâtla mütâreke veyâ sul̃h muâhedesi akdedeceklerdir.
“Protokol̃ No 2: Aşağıda imzâları bulunan ve usûl̃üne tevfîkan bu husûsta sal̃âhiyetdâr kılınmış olan murahhaslar, Fransa, Birleşik Krallık ve Türkiye arasındaki muâhedeyi imzâ ettikleri sırada bervechiâtî husûsta mutâbık kalmışlardır.
“Yukarıda adı geçen muâhede mûcibince Türkiye tarafından alınmış olan taahhüdler, bu memleketin Sovyet Sosyalist Cumhûriyetleri İttihâdı ile müsell̃ah bir ihtilâfa sürüklenmesini intâc veyâ mûcib olacak bir harekete onu icbâr edemiyecekdir.
“İşbu protokol̃, Fransa, Birleşik Krallık ve Türkiye arasında bugünki târihle akdolunan muâhedenin ayrılmaz bir cüz’ü olarak telak̆k̆î olunacaktır.
“Ankara’da, üç nüsha olarak, 19 İlkteşrîn 1939 târihinde yapılmıştır.” (Cumhuriyet, 20.10.1939, ss. 1 ve 5)
Binâenaleyh, “Kemalist Türkiye”, 2. Cihân Harbi zarfında doğrudan savaşmadı, ama tarafsız değildi…
Daha evvel de tasrîh ettiğimiz gibi, “Kemalist Türkiye”nin bütün 2. Cihân Harbi zarfında Siyonist Cephesi’ne en büyük yardımı, Mihver Devletlerinin Anadolu üzerinden bir taraftan Yakın Şark’a ve onun muazzam petrol̃ kaynaklarına, dîğer taraftan Kafkaslar üzerinden Rusya’ya yönelmesine mâni olmaktı. “Kemalist Türkiye”, Mihver Devletlerine har̃b îlân etseydi, onlara mukâvemet edemiyeceği, sonunda işgâl̃ edileceği muhakkak gibiydi. Hâl̃buki bunu yapmamakla, onlara karşı bir sed vazîfesi görmüş oldu.
İkinci büyük hizmeti, her iki Şef devrinde, yânî 1930’lu senelerden başlıyarak Harb sonuna kadar 100 bin civârında Siyonisti, gizlice, Anadolu üzerinden Filistin’e geçirmesi, böylece İsrâil Devleti’nin têsîsinde birinci derecede bir rol̃ oynamasıdır.
İttifâk Cephesi’ne üçüncü mühim hizmeti ise, Anadolu’da kıtlık hüküm sürmesine rağmen, Yunanistan’a büyük mik̆dârlarda gıdâ yardımı yapmasıdır. (Meselâ Cumhuriyet’in 10 ve 12 Şubat 1945 târihli nüshalarındaki haberlere nazaran -ss. 1 ve 3-, “Türk Kızılayı’nın gönderdiği buğdayla beraber 1000 tondan fazla yiyecek maddesile yüklü Konya vapuru, Pire limanına vâsıl olmuştur. İlh…”)
20 Teşrînievvel / Ekim 1939 târihli Cumhuriyet ve Tan’da, 19 Ekim 1939’da, Ankara’da imzâlanan Türk-İngiliz-Fransız İttifâk Muâhedesinin haber ve yorumları…
Türkiye, 2. Cihân Har̃bi sonrasında en büyük toprak kaybına uğrıyan Devletlerden biri oldu
Türkiye, Har̃b’de, İttifâk Devletleri saflarında yer almasına, yaptığı büyük fedâk̃ârlıklara, üstelik, 23 Şubat 1945’te (yânî Almanya’nın teslîm târihi olan 8 Mayıs 1945’ten iki buçuk ay evvel) Almanya’ya resmen har̃b îlân etmiş olmasına rağmen, bu Har̃b’den, en büyük toprak kaybına uğrıyan Devletlerden biri olarak çıkmıştır…
Bu tesbîtimizle kasdettiğimiz vâkıa, Türkiye’nin, Har̃b sonrasında akdedilen 10 Şubat 1947 Pâris Muâhedesiyle, -Devletler arası hukûk noktainazarından- “Oniki Ada” dâhil, neredeyse bütün Anadolu Adaları’nı kaybetmiş olmasıdır.
“Millî Şef” Hük̃ûmeti, Pâris Konferansı’na katılarak orada Türkiye’nin Adalar üzerindeki haklarını müdâfaa etmedi… Konferansa çağırılmadı ve çağırılmak için de bir gayreti olmadı!
Sanki bahis mevzûu olan, Anadolu Adaları değil de, dünyânın öte ucundaki bir beldeydi! Üstelik, Fransa ve İngiltere’yle daha Har̃b’in başında İttifâk Muâhedesi imzâlanmıştı! Şahsıyetsiz, pişkin idâreciler, bir müttefîk̆ sıfatıyle, Türkiye’yi birinci derecede al̃âkadâr eden bir Konferansa dâvet edilmemeyi haysiyetsizlik addetmediler! Orada, Türkiye’nin Adalar üzerindeki vazgeçilmez haklarını dile getirmeyi düşünmediler! Uzaktan bir film seyreder gibi Konferansı seyrettiler! Anadolu için et ve tırnak mesâbesinde olan Adalar’ın ondan sökülüp koparılması onlara acı vermedi! Acı vermek bir tarafa, seyrettikleri filme keyifle alkış tuttular! Çünki onlar, aslında, bu Millete yabancı unsurlardı!
(Caner Çiftçi, 18.5.2019; https://twitter.com/trcanerciftci/status/1129751845629509633; 16.7.2020)
Haritadaki Boğazönü (Taşoz hâric, ki o da -Mîsâk-ı Millî’ye dâhil- Garbî Trakya’nın karasularındadır), Saruhan ve Menteşe Adaları, Anadolu’nun tabiî uzantısı, ayrılmaz cüz’ü olmak ve emniyeti bakımından elzem bulunmak îtibâriyle, “Anadolu Adaları”dır… Bunların tamâmına yakınının kat’iyen bizi temsîl etmiyen unsurlar tarafından Yunanistan’a peşkeş çekilmiş olması, onların üzerindeki vazgeçilmez haklarımızdan ferâgat̃ ettiğimiz mânâsına gelmez…