MUSTAFA KEMÂL'İN UYDURMA ŞECERELERİ VE HAKÎKÎ MENSÛBİYETİ (235) |
Gizli şahsıyetinin tezâhürleri
Bursa'da, Müslümanların, İnsan Hakları çerçevesinde serâpâ meşrû bir hak arama teşebbüsü karşısında dahi köpürmesi, etrâfındakilerin yanında gayzını “Bursa'ya baskın yapacağız!” sözüyle dışa vurması, hak arama teşebbüsünde bulunma cür'eti gösteren câmi cemâatini tevk̆îf ettirip hapse attırması, yüzlerce insanı istintâk ettirmesi ve bu çerçevede ancak tahmîn edebildiğimiz nice ezîyetlere dûçâr ettirmesi, Bursa Müftüsü Nûreddîn Efendi, Başmüddeiumûmî Sâkıb Bey ve Sulh Hâkimi Hasan Bey'i azlettirmesi, 5 Şubat 1933 akşamı, Çekirge Yolu’ndaki Köşk’ünde, ziyâfet sofrasında, “Mürteci” yaftalı Müslümanların “Kemalist Genclik” tarafından ne pahasına olursa olsun tepelenmesine dâir tedhîşçi “Bursa Nutku”nu îrâd etmesi, 6 Şubat'ta Bursa'dan ayrılmadan matbûâta verdiği beyânâtta, mâsûmâne bir tavırla İbâdet Hürriyeti taleb eden bütün “Mürtecileri”, “Herhâlde câhil Mürteciler Cumhûriyet Adliyesinin pençesinden kurtulamıyacaklardır” sözüyle peşînen ve ceffelkalem mahk̃ûm etmesi, “Mutlak Şef”in bu peşîn mahk̃ûmiyet karârını tâkîben, Çorum'daki Tedhîş Mahkemesi'nin onun hükmüne g̃ûyâ “hukûkî” kılıf uydurmaktan ibâret bir karâra imzâ atması, yine ve hep onun verdiği işâret üzerine, Anadolu'nun dört bucağında, Kemalist Uydurma Ezânın bütün alenî muhâliflerinin (aslâ ve kat'â “Cumhûriyet” değil “Cumhûriyet”in zıddı olan) Kemalist Totaliter Rejimin Emniyet'i ve göstermelik Adliye'si tarafından şiddetle tâk̆îb edilip (resmen, alenen dahi) ağır cezâlara müstahak görülmeleri, bu meyânda en iğrenç, en insanlık dışı hakâret ve iftirâlarla bütün bir Kemalist Mütegallibe tarafından mânen linç edilmeleri, v.s., idrâk̃ sâhibleri için, hep onun gizli şahsıyetinin tezâhürleri, Müslümanlığa karşı üç asırlık Selânik Cemâatinden tevârüs ettiği ve çocukluğundan beri içinde beslediği nâmahdûd kînin emâreleri mâhiyetindedir… (Mustafa Kemâl’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi; Yeni Söz, 26.4.2020/577)
MATBÛÂTIN ESÂRETİNE DÂİR 10. MİSÂL: TÊDÎB MAKSADIYLE GAZETECİLERİ “İSTİK̆L̃ÂL̃” MAHKEMESİNE SEVK̆ ETMEK
“Takrîr-i Sükûn” denilen tedhîş kânûnu vaz’edilmeden evvel, bâzı gazeteciler, her zamânki alışkanlıklarıyle, Hükûmetin bâzı icrââtlarını tenk̆îd ediyor, ona kendi düşüncelerine göre yol gösteriyorlardı. Bunlardan biri de, Ahmet Emin Yalman’dı.
Zekeriya Sertel’e nazaran, Yalman, “Vatan gazetesinde imalı yazılarla Mustafa Kemal'in diktatörlük kurmak istediğini anlatmaya çalışıyordu”. (Zekeriya Sertel, Hatırladıklarım, İstanbul: Remzi Kitabevi, 2001 s. 112)
“Büyük Rehber”in ise, hiçbir tenk̆îde veyâ akıl vermeye tahammülü yoktu. Her şeyin en doğrusunu o bilir, Millete o yol gösterirdi. Bütün matbûâttan, Devlet ricâlinden, Milletten istediği, mutlak ink̆iyâd, sorgusuz suâl̃siz itâatti. Kendi şahsı hâricinde, tâbi olunacak bir otorite olamazdı…
Takrîr-i Sükûn Kânûnu’nu bunun için vaz’ettirdi, İstiklâl Mahkemelerini bunun için ihdâs ettirdi.
Bu Kânûn, bu Mahkemeler sâyesinde, şimdi -biraz serbest davranan- bâzı gazetecilere de bir fiske indirip onları dahi hizâya sokmanın, mutlak itâatlerini sağlamanın vakti gelmişti…
Bunun için, bir grup gazeteciyi tevk̆îf ettirip Diyârbekir İstik̆l̃âl̃ Mahkemesi’ne sevk̆ ettirdi. Bunlar,........