menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mustafa Kemâl'in uydurma şecereleri ve hakîkî mensûbiyeti (223)

24 4
17.01.2026

“Bir zamanlar, Uydurma Dil aleyhinde bulunmak, vatan hâinliği gibi bir şeydi!”

Elimizde, dil mevzûunda dahi bütün Memlekette ve bu meyânda matbûât, muharrirler, ilim adamları üzerinde estirilen tedhîşe şâhidlik eden çok kıymetli bir makâle var: Münir Süleyman Çapanoğlu’nun “Dil Fâciâmız” başlıklı makâlesi…

Gazeteci, mütercim, matbûât târihimiz ve sâir mevzûlara dâir birçok eserin müellifi Münir Süleyman Çapanoğlu’nun (İstanbul, 1894 – a.y., 1.7.1973, Feriköy Mez.) bu makâlesi, Türkiye matbûâtında müstesnâ bir mevk̆ii hâizdir. Çünki, en azından kendi araştırmalarımızda (çok geniş bir zemînde uzun senelerden beri devâm eden kendi araştırmalarımızda), Uydurma Dil Tedhîşini, içinden yaşıyarak, bizzât müşâhede ederek, onun kadar merdce, olduğu gibi, l̃âfı evirip çevirmeden, hak̆îkat̃i tahrîf etmeden ifşâ eden bir ikinci muharrire tesâdüf etmedik. Gazetecilik sâhasında başka sayısız hizmetiyle berâber, Necip Fazıl’ın Büyük Doğu mecmûasının 8 Eyl̃ûl̃ 1950 târihli nüshasında intişâr eden bu makâlesi de, onu, dâimâ hayırla yâdedilecek gazetecilerimiz arasına sokuyor:

“Bir zamanlar, yeni Türkçe ve yeni terimler hakkında fikirlerimizi yazmaktan memnu idik. Vatan hainliği gibi birşeydi bu!.. Biz yazabilsek bile, onları hiçbir gazete veya mecmûa neşredemezdi.

“Düşünün, bu, vatan ve millî varlık çapındaki mesuliyetin baş sorumlusu, daha birçok şeyle beraber, dil zaviyesinden de ne nisbette kahraman ve ebedî şefliğe lâyıktır???

“Yüzde yüz öldürücü ve zehirleyici bir iş olan mâhûd lisân ink̆il̃âbı”

“İnsafı, idraki, irfanı topal; fakat hırsı, haysiyetsizliği, menfaatperestliği sağlam bir takım muharrirler (!), iğrenç bir dalkavukluk ve eyyamgüderlik hüviyeti içinde, ha bire bu hareketi alkışlıyorlar, yüzde yüz öldürücü ve zehirleyici bir iş olan mahut lisan inkılâbını ihyakâr mânalarla göklere çıkarıyorlardı.

“Fâciânın çapını takdîr edenler, ağızlarını açamıyorlar, gizli gizli mâtem tutuyorlardı”

“Sade bu inkılâp aleyhinde yazmak değil, meclislerde konuşmak da tehlikeliydi. İkinci Abdülhamîd’e isnat edilen hafiyelik teşkilâtının daniskası işte bu meclislerdeydi. Tek aleyhtar sözle, insanın, her şeyden mahrum kalması işten bile değildi. Bu yüzdendir ki, birtakım ilim adamlarımız, ediplerimiz, hocalarımız facianın çapını pekala takdir ettikleri halde, ağızlarını açamıyorlar, gizli gizli matem tutmakla iktifa ediyorlardı.

“Öldürülmek istenen dilimiz üzerindeki baskı”

“Nihayet bir ölümle beraber, ölümsüzlüğüne rağmen öldürülmek istenen dilimiz üzerindeki baskı da kalktı ve bedahatler ağıza alınmaya başladı. Yeni Türkçe diye ortaya atılan gülünç nesnenin, her şeyden evvel uydurma olduğu, riyazî bir şekilde isbat edildi. Uydurma bir dilin yaşayamıyacağı bedahati üzerindeyse, delilerden bile bir itiraz yükselemezdi. Fakat hâlâ bu........

© Milat