Aynı şehirde yaşıyoruz, aynı hayatı paylaşmıyoruz |
Büyük şehirler insanları bir araya getirir. Aynı sokaklarda yürür, aynı otobüse biner, aynı gökyüzünün altında yaşarız. Fakat modern hayatın en büyük çelişkilerinden biri tam da burada başlar. Aynı şehirde yaşarız ama çoğu zaman aynı hayatı paylaşamayız.
Sabah saatlerinde kalabalık metrolarda birbirine omuz veren insanlar düşünün. Yüzler birbirine çok yakın, fakat duygular kilometrelerce uzakta. Herkesin elinde bir telefon, gözler bir ekrana kilitli. Birbirimizin nefesini hissedecek kadar yakınız, fakat bir selam verecek kadar yakın değiliz. Şehir büyüdükçe insanlar çoğalıyor. Ama garip bir şekilde yalnızlık da büyüyor.
Modern şehir hayatı hız üzerine kurulu. Herkes bir yere yetişme telaşında. İşe, toplantıya, okula, hedeflere, hayallere… Ama bu hızın içinde bazen en temel şeyi kaybediyoruz. Birbirimizi gerçekten görmeyi. Birinin gözlerinin içine bakmayı, bir derdi fark etmeyi, bir mutluluğu paylaşmayı.
Eskiden mahalle kültürü vardı. İnsanlar kapı komşusunu tanırdı. Birinin evinden gelen yemek kokusu bütün apartmana yayılır, bazen bir tabak yemek kapı komşusuna uzatılırdı. Şimdi ise aynı apartmanda yıllarca yaşayan insanlar birbirinin adını bile bilmiyor. Aynı asansöre biniyoruz ama çoğu zaman birbirimize bakmamaya çalışıyoruz. Çünkü modern hayat bize görünmez duvarlar ördü.
Bu duvarlar yalnızca fiziksel değil. Duygusal duvarlar. İnsanlar artık daha temkinli, daha........