Yıllardır aynı vatanın, aynı toprağın, aynı dinin, aynı coğrafyanın, aynı medeniyetin insanları birbirleriyle savaşmaya zorlandı. Bölücü ithal ideolojilerle aralarına nifak tohumu atıldı.

Emperyalizme hizmet eden, entelektüel melekeleri dumura uğramış, her biri Amerika’nın gönüllü acentesi gibi çalışan siyasetçilerin de bunda az katkısı olmadı.

11 Eylül kumpasından sonra 22 İslam ülkesinin sınırlarını değiştirmek isteyen küresel emperyalist çete bu proje için tam 17 trilyon dolar bütçe ayırdı.

Arap Baharı adı altında ülkeler iç savaşa sürüklendi. Bugüne kadar ezilen, sefalet çeken ülkelerin insanları artık “kahrolsun emperyalizm” demeyeceklerdi.

Emperyalizme, sömürüye, haksızlığa karşı çıkmak terörle yaftalanmak için yeterli neden olacaktı. Sözüm ona özgürlük adı altında, en hayati meselelerini bile ciddiye almayacak kadar bilinç kayması yaşatacaklardı insanlara.

Bu yeni emperyalizm ve yeni sömürgecilik biçimiyle halklar, zihnen esir edilecek, yönetimleri dağıtılacak, direnme ve mücadele etme yetileri kırılacaktı.

Türkiye’de FETÖ ile yürürlüğe sokulmak istenen “ılım İslam projesi” , “dinler arası diyalog” tam da bunun içindi.

Tunus, Mısır, Libya, Yemen, Bahreyn, Sudan ve Suriye gibi ülkelerde ayaklanmalar baş gösterdi.

Muammer Kaddafi, 2008 yılında Arap Birliği zirvesinde, "ABD, Saddam'ı astı, sıradaki biz olabiliriz" dedikten tam 3 yıl sonra 20 Ekim 2011 yılında öldürülmüştü mesela!

Ne var ki Suriye’de işler farklı seyretti. Dera ilinde 15 Mart 2011'de bir grup ilkokul öğrencisinin okul duvarına "Ey doktor şimdi sıra sana geldi" yazmasıyla başlayan halk ayaklanmasının üzerinden 11 yıl geçti.

Amerika, Suriye’de tosladı. Ancak Suriyeliler bu süreçte ciddi acılar çekti. Milyonlarca insan göçe zorlandı.

ABD Özel Kuvvetler Komutanı Orgeneral Raymond Thomas’ın itiraf ettiği gibi, YPG bir günde SDG (Suriye Demokratik Güçler) oluvermişti.

Amerika, PKK’ya dünyanın gözü önünde binlerce tır silah sevkiyatı yaptı.

Türkiye ise Ahmet Davutoğlu’nun Osmanlının hâkim olduğu bölgelerin hamisi olarak gören bir anlayışla yürüttüğü Suriye politikası tam anlamıyla fiyaskoyla sonuçlandı. Zira bu politika, bir Amerikan politikası idi.

Bereket versin, bu yanlıştan dönüldü ve Rusya ile olan ilişkilerimizin de belirli bir seviyeye getirilmesiyle Suriye’de terör örgütlerine yönelik ciddi operasyonlar yapmaya başladık.

Hatırlayınız, Hillary Clinton, “Suriye devletinin yıkılması İsrail’in çıkarınadır” demişti. 2016 yılında İsrailli Bakan Ayelet Şaked ise, Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt devleti(ikinci İsrail) kurulmasını teklif etmişti.

Obama’nın danışmanlarından Philip Gordon'un güya çatışmayı bitirmek ve adem-i merkeziyetçiliği güçlendirmek için hazırladığı “Deescalationand Decentralization" planı ile Suriye’nin üçe bölünmesi düşünülmüştü.

Kuzeyde PYD güdümlü bir Kürt devleti, Hama, Humus, Halep ve Şam'ı kapsayan Esed devleti ve bir de DAEŞ bölgesi olarak Suriye 3'e bölünecek, Türkiye ise devre dışı bırakılacaktı.

İşte bu planlara çomak sokuldu. İçerideki NATO’cu ve Amerikancı kesiminin tün engellemelerine rağmen Türkiye ile Rusya’nın yakınlaşması durumu tersine çevirdi.

Bugünlerde ise bir adım daha atıldı. İki ülke arasında diplomatlar düzeyinde ilişki kurulmaya çalışılıyor. Türkiye, Rusya ve Suriye, Amerika’yı bölgeden tamamen atmak istiyor. PKK o yüzden çıldırmış gibi hareket ediyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu tür diplomasi hamlelerini takdirle karşılıyorum. Amerikan emperyalizmine vurulacak her darbenin yanındayız.

Ve elbette bunun tek bir yolu vardır. O da birlik olmak ve iyi ilişkiler geliştirmektir. Çünkü Amerikan politikasının özü, bizleri ayrıştırmak, kendi aramızda çatıştırmak yani bizi bize kırdırmaktır.

O yüzdendir ki emperyalizme mücadele etmenin tek yolu; birlikte hareket etmektir. Unutmayalım birlik olamazsak bizi dağıtacaklar.

QOSHE - Şimdi birlik zamanı - Ufuk Coşkun
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Şimdi birlik zamanı

17 36 1
25.08.2022

Yıllardır aynı vatanın, aynı toprağın, aynı dinin, aynı coğrafyanın, aynı medeniyetin insanları birbirleriyle savaşmaya zorlandı. Bölücü ithal ideolojilerle aralarına nifak tohumu atıldı.

Emperyalizme hizmet eden, entelektüel melekeleri dumura uğramış, her biri Amerika’nın gönüllü acentesi gibi çalışan siyasetçilerin de bunda az katkısı olmadı.

11 Eylül kumpasından sonra 22 İslam ülkesinin sınırlarını değiştirmek isteyen küresel emperyalist çete bu proje için tam 17 trilyon dolar bütçe ayırdı.

Arap Baharı adı altında ülkeler iç savaşa sürüklendi. Bugüne kadar ezilen, sefalet çeken ülkelerin insanları artık “kahrolsun emperyalizm” demeyeceklerdi.

Emperyalizme, sömürüye, haksızlığa karşı çıkmak terörle yaftalanmak için yeterli neden olacaktı. Sözüm ona özgürlük adı altında, en hayati meselelerini bile ciddiye almayacak kadar bilinç kayması yaşatacaklardı insanlara.

Bu yeni emperyalizm ve yeni sömürgecilik biçimiyle halklar, zihnen esir edilecek, yönetimleri dağıtılacak, direnme ve mücadele etme yetileri kırılacaktı.

Türkiye’de FETÖ ile yürürlüğe sokulmak istenen “ılım İslam projesi” , “dinler arası diyalog” tam da bunun içindi.

Tunus, Mısır, Libya, Yemen, Bahreyn, Sudan ve Suriye gibi ülkelerde ayaklanmalar baş gösterdi.

Muammer........

© Milat


Get it on Google Play