Aynanın ardındaki hikmet: Tevafuk

Herkesin kendi hayatı puzzlen bütünüdür. İnsan parçalara bakarak bütünü anlamaya çalışsa da bunu idrakte çoğu zaman zorlanır. Hayatın tamamına vakıf olmak sonsuzu kavrayabilmektir. Bu da cüzi varlık olan insan için imkânsızdır. O, ancak parçaların birleşimini anlamlandırabilir.

Koşarken, yetişmeye çalışırken, planlar yaparken ansızın omzuna bir el dokunur ve “Bir dakika... Şu olup bitene bir daha bak.” der adeta. Parçalar tesadüfen mi yoksa bir sırayla mı yerleşiyor, diye düşündürtür insana.

Bazı şeyler sadece yaşanmak için değil, fark edilmek için vardır. Tam da birini düşünürken telefonunun çalması... Yıllardır görmediğin biriyle hiç beklemediğin bir yerde karşılaşman... Karşılaşmadan önce onun düşüncende yer edinmesi... Zihnini günlerce kurcalayan bir sorunun cevabını birinden duyman... Kalbini yoran bir sıkıntının ardından gördüğün bir işaret... Ve dahası...

Bunların hepsini tesadüf diye geçiştiririz. Oysa insanın içine derin bir “acaba” bırakır. Bir şeylerin yalnızca “denk gelmediğini”, aksine “denk getirildiğini” hissettirir. İşte tevafuk budur. Tevafuk, kaderin görünürlüğünü mümkün kılan ince bir çizgidir.

Biz çoğu zaman hayatın ön yüzünü görürüz. Olayları, sebepleri, sonuçları izleriz. Determinist bir bakış açısıyla olaylara yaklaşırız. Lakin her zaman aynı neden aynı sonucu doğurmayabilir. Yaşadığımız olayları birbirinden bağımsız zannederiz. Yıllar sonra dönüp geriye baktığımızda olayların görünmeyen ipliklerle birbirine bağlandığını fark ederiz.

Tesadüf diye bir şey........

© Milat