menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Anlamak, anlaşmak, anlaşılmak

22 1
29.01.2026

Geçen haftaki “Kalbe Denk…” yazımda, anlamak, anlaşmak ve anlaşılmak meselesine kısmen değinmiştim. Yazının ana teması; farklı dünyaların insanı olunsa bile, insanî değerler noktasında asgari bir müşterekte buluşulabildiğinde, ikili iletişimin gücüyle dostluğun mümkün olabileceği fikriydi. Dostluğun; kendini anlatma zorunluluğu duymadan beklentiden uzak, karşılıklı bir anlama arayışının bütünleştirici gücüyle vücut bulabileceği iddiasından hareketle kalbi kalbinize denk dostluklara rast gelmenizi temenni etmiştik.

Bu çerçevede, “anlamak” kavramına özellikle girmemiştim. Ancak konunun henüz sıcaklığını koruduğunu ve bu meselenin biraz daha derinlikli ele alınmayı hak ettiğini düşünerek bu haftaki köşemizde anlamak, anlaşmak ve anlaşılmak kavramlarını merkeze almak istedim.

Hayatı tek cümleyle tarif edecek olsam, o cümle şu olurdu: “Yaşamak, insanın anlam yolculuğudur.”

Yaşam; doğumla başlayıp ölümle nihayet bulan bir süreçtir. Bu sürecin tamamı bir yol, insan ise bu yolun yolcusudur. İnsanın anlam arayışı, doğduğu gün başlar; hatta anne karnına düştüğü andan itibaren başladığını söyleyenler de vardır.

“Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı ‘alak’tan yarattı. Oku! Senin Rabbin en cömert olandır. O, kalemle yazmayı öğretendir, insana bilmediğini öğretendir.” (Alak Suresi, 1–5) Bu ayetler, malumunuz olduğu üzere ilk inen ayetlerdir. Bir bakıma insanın hikmeti, hakikati kavrama, idrak etme ve anlama yolculuğunun ilk adımıdır. Yolun başındaki ilk işaret, ilk yön levhası…

Biz anlam yolculuğuna Yaratan’ın adıyla başladığımızda, yolun istikametini de belirlemiş oluyoruz. Rabbimiz bilmediklerimizi bize öğreteceğini zaten vaat ediyor. Yeter ki bu anlam yolculuğundan vazgeçmeyelim.

Peki var olduktan sonra hangisi gelir: Anlamak mı, anlaşmak mı, anlaşılmak mı?

Bu sorunun herkes........

© Milat