GAZZE’DE ORUÇ MEVSİMİ

Yeryüzünün en büyük matem yurdunun Gazze olması gerekiyor. Sayısız şehit verilmiş. Sağlam bina kalmamış. Dünya nimeti bağlamında kaybedilmeyen bir şey yok. Her hanede şehit acısı, yaralı ve hasta mağduriyeti ve tüm beldeye çöken yokluk heyulası insanın içinde yaşama sevincini bitiren hisler olsa gerek. Ortalama bir insan, tüm bu acıların üzerine gireceği depresyon kuyusundan çıkamaz, yüzündeki çiçekler kurur ve hayattan elini eteğini çekip gölgelerde kaybolurdu. Oysa Gazze halkı direnirken örnek olduğu gibi yıkımlar sonrası süreçte de sabrı, basireti ve yüksek karakteriyle insanlığa ilham olmaya devam ediyor.

Akşam ezanı okunuyor. Enkazların yanı başında, akşam kızıllığının önünde, çadırların arasında bir düzlükte yere sofra bezi serilmiş. İftar zamanı. Geleneksel kıyafetler giymiş erkekler. Sofranın yanı başına Ramazan süsleri asılmış. Dualarla oruçlar açılıyor. Tam bir Arap yemeği olan ve zaferlerden sonra yenen maklubeye kaşık sallıyorlar. Eskiden etin ve kızarmış sebzelerin şahı olan Maklube, şimdi sadece hüzünlü bir taklitten ibaret. Belki içinde et yok, belki pirinç yerine sadece haşlanmış buğday var. Ama o tencere iftar vaktinde ters çevrildiğinde, ortaya çıkan manzara bir yenilgi değil; "Buradayız, gitmiyoruz ve hâlâ paylaşıyoruz" diyen sessiz bir devrimin sembolü olmaya devam ediyor.

11 Ekim'de yürürlüğe giren ateşkesle birlikte yoğun katliamlarının yerini günlük saldırılara bıraktığı Gazze’de hayat devam ediyor. Elektrik kesintileri, temiz suya ulaşımdaki zorluk, kıtlık hayatı giderek daha da zorlaştırıyor. Han Yunus’un merkezinde yer alan ve işgalcinin “sarı hat” olarak tanımladığı bölgede derme çatma çadırlarda yoklukla mücadele eden siviller en temel gıda maddelerine ulaşamadan, yalnızca küflü ekmek ve domatesle iftar sofrasına oturuyorlar. Yokluk içinde orucunu açan Gazzeli kadının endişesi şu: “Biri misafir gelse onu nasıl ağırlayacağım?” Çadırlarda gaz sıkıntısı nedeniyle topladıkları tahta parçalarını yakarak yemek pişiren........

© Milat