İpten alan iki şahit
Bazen büyük bir iştiyakla rahlesine oturduğumuz, her mevzusu ebedi bir hazine olan kelamların karşısında garip bir neticesizlik hissederiz. Sonsuz kudret sahibi olan Yüce Allah’ın mucizeli kelamı Kur’an-ı Kerim’i, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) sünnet-i seniyyesinin aynası olan hadis-i şerifleri, Ehl-i Sünnet çizgisinin burçları olan İslam dehalarının, hakikat sultanlarının eserlerini ve bu asrın manevi bir reçetesi olan Risale-i Nurları okurken, bazen o beklediğimiz feyzi ve hissiyatı tam manasıyla yakalayamayız. Sayfalar akar, gözler kelimelerin üzerinde gezinir ama ruhumuza o şifa dökülmez.
İşte bunun sebebi, okuma ve dinleme ameliyesini sadece dile, kulağa ve göze hapsetmemizdir. Oysa o muazzam kaynakların satırlarından süzülen nurun kalbimize sirayet etmesi ve hayatımıza yön vermesi için, bütün bir ruhumuzla, latifelerimizle ve kalbimizle o iklime dahil olmamız gerekir. Bu tam teslimiyet ve yöneliş, aslında iç dünyamızdaki iki elektrik kablosunun da sağlam ve eksiksiksiz olduğunu gösterir. Yani işlediğimiz salih amele hem maddi bedenimizin hem de manevi kalbimizin, ruhumuzun ve duygularımızın aynı anda iştirak ettiğinin delidir. Ancak bu çift taraflı katılım sağlandığında, okuduklarımız ve dinlediklerimiz bir zihni egzersiz olmaktan çıkıp ruhu dönüştüren muazzam bir enerjiye dönüşür.
Çünkü okuduklarımızın ve dinlediklerimizin bize faydalı olabilmesi için, kainatın yaratılış sırrını doğru kavramak gerekir. Malumunuz, alemin bir "mülk" ciheti, bir de "melekût" ciheti vardır. Yani bir görünen alem, bir de görünmeyen, perde arkasındaki alem... Mülk alemi; gözümüzle gördüğümüz taştan ağaca, çiçekten........
