Tefekkür Soruyla Başlar |
İslam düşüncesi modern zamanlarda Batı ile bir karşılaşma yaşadığı andan itibaren “kendi”sine yeniden bakmak zarureti hissetmiştir. Bu durum zaten epeydir yolunda gitmeyen işler ile buna mukabil daha önce “küffar” olarak görülen bir coğrafyanın içinden çıkan bir düşünce/yaşam karşısında zaafiyetin belirginleşmesini birlikte getirmiştir.
Bu tür medeniyet düzleminde karşılaşmalarda bir “kendi”lik bilincinin gelişmesi beklenebilir. Bu bilincin aynı zamanda içine düşülen zafiyetten nasıl kurtulunacağı ile ilgili ciddi sorular üretmesi gerekmektedir. Bu sorular ve onlara verilecek cevapların sadra şifa olabilmesi entelektüalitenin geliştirilmesini de zorunlu kılmaktadır.
Doğrusu Osmanlı’nın son döneminden itibaren başlayan modernleşme tecrübesine bakıldığında, ilk başta modernite karşısında ciddi bir hayranlık geliştiğini gözlemlemekteyiz. Bu hayranlığı Batı’ya bir şekilde seyahat imkanı bulmuş aydınlar üzerinden izlemek mümkündür. Bizde aydınlara karşı yine aydınların içinden geliştirilmiş bir reddiye olduğu kadar halk nezdinde de aydınlara yönelik bir güvensizliği görebilmekteyiz.
Aydınların Osmanlı’dan itibaren yetiştikleri konum, giderek islami kültüre karşı mesafeli bir şekilde tebellür etmiştir. Burada islami kültürü sadece bir dini bilgiyi öğrenmek........