Zekât, Ramazan’da Koli mi, Yoksa Nakit Olarak mı Verilmelidir?

Ramazan… Rahmetin sağanak sağanak indiği, mağfiretin kapılarının ardına kadar açıldığı ay. Bu ayda infak artar, yardımlar çoğalır, sofralar genişler. Fakat şu soruyu sormadan geçemeyiz: Yardım ederken gerçekten ihtiyacı mı gözetiyoruz, yoksa vicdanımızı mı rahatlatıyoruz? Bir adam düşünün… Evinde tüp yok. Ocağı yanmıyor. Çocuğu soğuk evde battaniyeye sarılmış. Biz ise kapısına makarna kolisi bırakıyoruz. Niyet hayır olabilir; ama hikmet var mı?

Zekâtın ruhunu hatırlamak gerekir. Kur’an açık konuşur: “Sadakalar (zekâtlar) ancak fakirler, miskinler… içindir.” (Tevbe, 9/60) Bu ayet, zekâtın hak sahiplerine ait bir hak olduğunu bildirir. Zekât, verenin lütfu değil; alanın hakkıdır. Yine Rabbimiz buyurur: “Onların mallarında muhtaç ve yoksul için belirli bir hak vardır.” (Zâriyât, 51/19) Dikkat edin: yardım payı değil, hak. Hak ise sahibine danışılmadan şekillendirilemez. O hâlde hak sahibine neyin daha faydalı olduğuna kim karar verecek? Veren mi, yaşayan mı?

Sünnet bize maksadı öğretir. Peygamber Efendimiz (sav) Muaz b. Cebel’i Yemen’e gönderirken şöyle buyurdu: “Onlara bildir ki Allah, zenginlerinden alınıp fakirlerine verilmek üzere zekâtı farz kılmıştır.” (Buhârî, Zekât) Burada amaç fakirin gerçek ihtiyacını gidermektir. Şekil değil, maksat esastır. Bir fakirin en acil ihtiyacı kira ise, elektrik borcu ise, tüp parası ise; ona koliler yığmak hangi yarayı sarar? Resûlullah (sav) şöyle buyurur: “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” (Hâkim) Komşunun açlığı sadece mide açlığı değildir; çaresizliktir, borçtur, mahcubiyettir. Bazen en büyük açlık, cebindeki sıfır liradır.

Koli dağıtmanın konforu vardır; zekâtın nakdî verilmesinin ise hikmeti. Koli dağıtmak kolaydır. Organizasyonu vardır, görünürlüğü vardır. Ama zekâtın nakdî olarak verilmesi daha bilinçli bir tercihtir; çünkü fakirin kendi önceliğini belirlemesine imkân tanır. Evinde tüp yoksa tüp alır. Kirası gecikmişse kirayı öder. Elektriği kesilmek üzereyse faturayı yatırır. Bu, hem daha isabetli hem de daha saygılıdır. Fakire güvenmeyi gerektirir. Oysa mümin güvenendir. Fakire güvenmeyen, Allah’ın “hak sahibi” dediğine nasıl güvenmez?

Ramazan gösterişten arınma ayıdır. Rabbimiz şöyle buyurur: “Ey iman edenler! Sadakalarınızı başa kakmak ve incitmek suretiyle boşa çıkarmayın.” (Bakara, 2/264) İncitmek sadece sözle olmaz. Bazen ihtiyaç dışı bir yardım da incitir. Adamın evinde tüp yokken makarna vermek, aslında onun gerçek ihtiyacını görmemektir. Oysa zekâtın nakdî verilmesi, ihtiyaç sahibine “Sana güveniyorum” demektir. Bu ise onur kırmaz; onur kazandırır.

Çözüm, zekâtın nakdî olarak verilmesinde saklıdır. Elbette gerçekten gıdaya ulaşamayan için gıda yardımı yapılabilir. Ancak genel bir uygulama olarak zekâtın nakdî verilmesi, daha kapsayıcı ve daha hikmetlidir. Çünkü zekât; fakiri bağımlı kılmak için değil, onu ayağa kaldırmak için vardır. Zekât; koli doldurmak için değil, boşluğu doldurmak için vardır. Zekât; görünmek için değil, Allah katında sorumluluğu yerine getirmek içindir.

Ramazan bize şunu sormalı: Biz gerçekten ihtiyaç sahibinin derdini mi çözüyoruz, yoksa sadece yardım ettiğimizi mi hissediyoruz? Rahmet ayı, merhameti akılla buluşturma ayıdır. Gelin bu Ramazan, zekâtımızı nakdî olarak vererek ihtiyaç sahibinin hayatına gerçekten dokunalım. Sadece koli değil; çözüm ulaştıralım. Sadece makarna değil; onur verelim. Sadece yardım değil; hak teslim edelim.


© Milat