Ekran esareti: Sanalda var, gerçekte yok
Bugünün insanı hiç olmadığı kadar bağlantılı, fakat hiç olmadığı kadar yalnız. Elinde dünya kadar bilgi var; fakat kendi iç dünyasından habersiz. Binlerce insanı takip ediyor ama yanındaki insanla konuşacak hâli yok. Ekranda cesur, gerçek hayatta çekingen. Sanalda görünür, hakikatte kayıp…
Ekran esareti, insanın sadece zamanını değil, gerçek hayata karşı cesaretini de tüketiyor.
Bir dokunuşla arkadaşlık kuruyoruz, bir beğeniyle değer biçiyoruz, birkaç saniyelik videolarla eğleniyoruz. Kazançlarımız ekranda, arkadaşlarımız ekranda, eğlencemiz ekranda, hatta duygularımız bile ekranda yaşanıyor. İnsan, gerçek hayatın sorumluluklarından uzaklaştıkça sanal dünyanın konforuna sığınıyor.
Çünkü sanal dünya kolaydır.
Orada istediğin kişi olabilirsin. İstediğin zaman konuşur, istemediğin zaman engellersin. Kimse yüzündeki kırgınlığı görmez. Kimse sesindeki titremeyi duymaz. Kimse senden gerçek bir emek, fedakârlık veya sabır istemez.
Fakat hayat böyle değildir.
Gerçek dostluk emek ister. Gerçek sevgi fedakârlık ister. Gerçek başarı sabır ister. Gerçek iman ise sadece söylem değil; hayatın içinde sorumluluk almayı gerektirir.
Kur’an, insanın boş ve amaçsız bir hayat için yaratılmadığını hatırlatır:
“İnsan, başıboş bırakılacağını mı sanır?” (Kıyâme, 75/36)
İşte asıl mesele budur. Ekran bize sürekli meşguliyet sunuyor ama her meşguliyet anlamlı değildir. Saatlerce kaydırmak, izlemek, beğenmek ve tüketmek insanı gerçekten yaşamış yapmaz.
Bazen insan bütün gününü doldurur ama hayatını dolduramaz.
Kur’an’ın şu uyarısı bugün belki de hiç olmadığı kadar anlamlıdır:
“Asra yemin olsun ki insan gerçekten ziyandadır. Ancak iman edenler, salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler başka.” (Asr, 103/1-3)
Dikkat edin: Kurtuluş sadece bilmekte değil, yaşamakta; sadece konuşmakta değil, salih amel işlemekte; sadece kendimizle meşgul olmakta değil, başkalarına hakkı ve sabrı tavsiye etmektedir.
Oysa ekran kültürü çoğu zaman insanı seyirciye dönüştürüyor.
İzliyoruz ama yaşamıyoruz.
Takip ediyoruz ama tanımıyoruz.
Beğeniyoruz ama sevmiyoruz.
Mesajlaşıyoruz ama konuşmuyoruz.
Fotoğraf çekiyoruz ama anı yaşamıyoruz.
Ve en tehlikelisi: Hayatımızı yaşamaktan çok, hayatımızı sergilemeye başlıyoruz.
İnsanların bizi görmesini,........
