Allah varken kimin kapısına gidiyoruz?

İnsanoğlunun en büyük imtihanlarından biri, sıkıştığı zaman kimin kapısını çalacağıdır. Darda kaldığında kime yalvaracak, çaresiz kaldığında kimden medet umacak, günahlarının affını kimden isteyecektir?

Kur'an'ın ortaya koyduğu tevhid akidesi bu konuda son derece nettir: Dua da, yardım isteme de, kulluk da yalnız Allah'a yapılır. Çünkü yaratmak da, yaşatmak da, öldürmek de, rızık vermek de, affetmek de yalnız O'nun elindedir.

Ne var ki tarih boyunca insanlar, Allah'a yakınlaşma iddiasıyla O'nunla kendi aralarına birtakım aracılar koymuşlardır. Kimi zaman putlar, kimi zaman kutsallaştırılmış kişiler, kimi zaman da Allah'ın salih kulları bu yanlış anlayışın konusu olmuştur. Oysa Kur'an, insanları doğrudan Allah'a yönelmeye çağırmaktadır.

Yüce Allah şöyle buyurur: "Allah'ı bırakıp da kıyamet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek olan şeylere dua eden kimseden daha sapık kim vardır? Üstelik onlar, bunların dualarından habersizdirler. İnsanlar haşrolunduğu zaman da onlar bunlara düşman kesilecek ve onların kendilerine ibadet ettiklerini inkâr edeceklerdir." (Ahkâf, 46/5-6)

Bu ilahî soru, aslında her çağın insanına yöneltilmiş bir muhasebe çağrısıdır:

Allah varken kimin kapısına gidiyoruz?

Duaları işiten O iken neden başkalarından medet umuyoruz?

Her şeyin sahibi O iken neden başkalarından yardım bekliyoruz?

Kur'an, Allah'tan başkasına yönelmenin boşluğunu çok etkileyici bir misalle anlatır: "O'ndan başka yalvardıkları şeyler, onların hiçbir isteğine cevap veremezler. Onların........

© Milat