Modern dünyanın sessiz krizi: Feminist annelik
Son yıllarda toplumun temel direği olan aile, tarihin en büyük ideolojik kuşatmalarından biriyle karşı karşıya kalmıştır. Bu kuşatma bazen özgürlük sloganlarıyla, bazen eşitlik söylemleriyle, bazen de merhamet ve hayvan sevgisi ambalajıyla servis edilmektedir. Ancak perde arkasında çok daha derin bir dönüşüm hedeflenmektedir: Kadının annelikten, ailenin ise asli kimliğinden uzaklaştırılması…
Yıllardır feminizm adı altında kadınlara sistemli bir telkin yapılmaktadır. İlk aşamada kadına yönelik şiddet vakaları öne çıkarıldı. Elbette şiddetin her türlüsü insanlık suçudur ve buna kimsenin itirazı olamaz. Fakat meşru bir sorunun arkasına saklanarak bambaşka bir ideolojik inşa gerçekleştirildi. Kadın ile erkeğin yaratılıştan gelen farklılıkları yok sayıldı; “cinsiyet eşitliği” adı altında fıtrata meydan okuyan yeni bir anlayış topluma empoze edildi.
Yetmedi… “Pozitif ayrımcılık” söylemleriyle kadın ile erkek adeta karşı karşıya getirildi. Aile içindeki tamamlayıcılık ilişkisi zedelendi. Karı ve koca bir bütün barçaları gibi gösterilmek yerine adeta birbirlerine hasım yapıldı. Erkek sürekli suçlanan, kadın ise sürekli mağdur gösterilen bir zemine sürüklendi. Neticede huzurlu aileler değil; çatışan bireyler üretildi. Çatışma alevlendikçe huzur yerini kaosa bıraktı. Çatışma ortamında büyüyen çocuklar da madem evlenip yuva kurmak yerine yalnız yaşamayı tercih eder hale geldiler. Bunun sonucu olarak şu anda Türkiye’de 19........
