menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İsmail’in gülüşü

21 0
16.08.2026

Tarihî günler yaşadığımız bir gerçek. Hem ülkemizde hem dünyada ‘milat’ diyebileceğimiz hadiselere şahit oluyoruz. Ben bu gelişmelerin olumlu ve hayırlı olacağına inanıyorum. Batı’nın sahtekâr yüzü ortaya çıktı, emperyal emelleri aşikâr oldu. Afrika ülkelerinden sonra İslam âleminde de sahih bir uyanışa tanık oluyoruz. “Çok kararan gecelerin sabahı pek yakın olur.” denilmiştir. Elhak, doğrudur. Yazılarımda sıklıkla vurguladığım gibi İttihad-ı İslam (İslam Birliği) anlayışı, bütün Müslümanlarda hâkim olmaya başladı. Esasen Müslümanlar için de başka kurtuluş yolu yok. Ya güçlerini birleştirip soykırımcı Siyonizme ve Batı emperyalizmine karşı duracaklar veya Allah korusun hezimet yaşayacaklar. Müslümanlar şimdi birinci tercihin doğru olduğuna kalben olduğu gibi fiilen de inanmaya başladı. Bu gelişme çok sevindirici. Allah tamamına erdirsin. “Mekke Anlaşması”na diğer İslam ülkelerinin de katılmasını heyecanla ve sabırsızlıkla bekliyoruz. Umudumuz giderek artıyor. Kararlı, azimli ve ümitvar olmaya elbette devam edeceğiz.

KURBAN VE HAC ÜZERİNE

Tam da bugünlerde çok kıymetli bir eseri okudum. Ülkemizin değerli sosyologlarından Prof. Dr. Yasin Aktay’ın Beyan Yayınları’ndan çıkan İsmail’in Gülüşü adlı eserinden bahsediyorum. Kitap, “Kurban ve Hac Üzerine Teo-Politik, Sosyolojik ve Felsefî Yaklaşımlar” alt başlığıyla okura sunuluyor. İthaf, hakkaniyetle ve isabetle yapılmış: “İsmail’in Gülüşü’nü çağımızda en iyi temsil eden İsmail Heniye, Yahya Sinvar, Muhammed Dayf, Ebu Ubeyde ve Gazze’nin bütün şehitlerine…” Bedir, Uhud, Hendek nasıl İslamiyet’in kilometre taşları ise günümüzde de “Gazze”, “Kudüs” ve “Şam” aynı işaret taşlarını temsil ediyor. Bu hassasiyetleri taşımayan fikirlerin anlamı, görüşlerin değeri olamaz. Sadece İslam âleminde değil, insanlık vicdanında da artık Gazze ve kardeşleri vardır. “Giriş”te şu satırları okuyoruz: “Kurban, insanlık tarihinin en eski ve en gizemli pratiklerinden biridir. İnsan topluluklarının en erken dönemlerinde itibaren tanrılara sunula hediyeler, kanlı ritüeller, adaklar ve fedakârlıklar, insanın kutsal ile kurduğu ilişkinin merkezinde yer almıştır. Bu pratikler yalnızca bir dinî ibadet biçimi değildir; aynı zamanda insanın korkuları, umutları, suçluluk duygusu ve kurtuluş arayışının somutlaşmış ifadesidir.” Kurbanla ilgili çalışmalarının 90’lı yıllarda başladığını ve devam ettiğini öğrendiğimiz yazar, bir sosyolog olarak sorduğu ve cevaplandırdığı meseleleri en açık bir zihin berraklığıyla okuyucuya sunuyor. Kitabı baştan sona okuduğumuzda kurbanın yalnızca kesilen bir hayvan, anlatılan bir kıssa veya tartışılan bir hükümden ibaret olmadığı gerçeği ortaya çıkıyor. Kurbanın asıl manasını, hikmetini, kastını öğreniyoruz. Bu bilgi, bizi hakikate ulaştırıyor.

Modern zamanlarda bazı kesimlerin kurbanı tartışmaya açmaya çalıştığını ancak sağlam düşünürlerin bu meseleyi en doğru hâliyle yorumladıklarını ifade eden Aktay, kurbanın sadece fıkhî bir ibadet, tarihi bir ritüel olarak ele alınamayacağını belirtiyor ve şöyle devam ediyor: “Kurbanın, insanın Allah’la, iktidarla, tarihle, bedenle, ölümle, mülkle ve ötekiyle kurduğu ilişkinin düğüm noktası olduğunu ilk etapta görmek kurbanı sadece ‘Neden hayvan kesilir?’ sorusuna indirgemeyen, aksine ‘İnsan neyi feda ederek kim olur, neye yaklaşır, neye uzaklaşır, hangi iktidar hangi bedenleri kurban eder, hangi direniş hangi fedakârlıkla........

© Milat