Allah’ın varlığının aklî delilleri-2
Tarih boyunca insanoğlunun zihnini en çok meşgul eden ve hiçbir dönemde önemini yitirmeyen en temel soru şudur: “Biz ve içinde yaşadığımız kâinat (evren) nasıl var oldu?”
Bu sorunun cevabını bulma gayreti, yalnızca entelektüel bir merakın tatmini değil, insanoğlunun; “kendi varlığını anlamlandırma” yolundaki en köklü ve en asil arayışıdır. İnsan, gözünü açtığı andan itibaren kendisini son derece ölçülü, düzenli ve hikmetli bir âlemin içinde bulur: Güneş belirli bir sistem içinde doğar ve batar, mevsimler şaşmaz bir düzenle birbirini takip eder, canlılar ise kendilerine konulmuş kanunlar çerçevesinde hayatlarını sürdürür ve zamanı geldiğinde ölürler. İnsan ise, bu düzenin içinde yaşayan, fakat aynı zamanda hem kendini hem de evreni sorgulayan tek şuurlu (bilinçli) varlıktır ve bunun için de sorumluluğu vardır.
Bu noktada insan zihninde kaçınılmaz olarak şu sorular belirir: “Ben kimim? Nereden geldim? Kim beni buraya gönderdi? Benden ne isteniyor? Nereye gidiyorum? Hayatın gayesi nedir?”
Bu sorular yalnızca dinin ortaya koyduğu meseleler değil, insan akıl ve vicdanının tabiî olarak ürettiği tabiî sorulardır. İnsanoğlu, yaratılışı itibarıyla bir “anlam boşluğu” içinde değil, hakikati aramaya yönelmiş bir fıtrat ile donatılmıştır. Bu durum, insanın Yaratıcısını tanımaya yönelik içsel bir temayüldür. İnsan, zaman zaman çevresel etkiler, yanlış........
