menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tırışkadan ruh inşası

25 0
24.08.2026

Bir insanın canı yandığında etrafında hemen birileri belirir.

“Her şeyin bir sebebi vardır.”

Hatta insanın ne hissetmesi gerektiğine dair küçük reçetelerimiz bile vardır.

Bir tek insanın kendisini dinlemeye pek vaktimiz yoktur.

Belki çağımızın en tuhaf yoksulluğu budur.

İnsanlar çok konuşuyor, fakat birbirini dinlemekte zorlanıyor.

Geçenlerde okuduğum bir hikâyede, gecenin bir saatinde bir lokantada tek başına oturan yaşlı bir adam anlatılıyordu. Önündeki müzik kutusuna konuşuyor, eski saatlerden bahsediyor, yıllar önce ölen babasını anlatıyordu.

Müzik kutusu çalışmıyordu.

Fakat çalışmayan bir kutunun önemli bir meziyeti vardı:

İnsanın içine oturan yer tam da burası.

Çünkü bazen bir insanın ihtiyacı akıl almak değildir.

Sadece cümlesinin sonuna kadar yanında birinin bulunmasıdır.

Yaşlı adamın anlattığı eski saatlerden daha önemli olan şey, yıllar önce babasıyla yeterince konuşamadığını fark etmesiydi.

Elindeki saatin kırk küsur yıldır çalışıyor olması değildi mesele.

Mesele, zaman insanın elinden geçip giderken geride bıraktığı o küçük pişmanlıktı.

İnsanlar değişiyordu.

Hayat devam ediyordu.

Fakat bazı konuşmaların telafisi olmuyordu.

Bugün dünyaya baktığımızda da benzer bir manzarayla karşılaşıyoruz.

İran ordusu, askerî doktrininin savunmadan saldırıya dönüştüğünü açıklıyor. İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırıları devam ediyor. Şam ise bütün güvensizliğe rağmen güvenlik görüşmelerinin yeniden başlamasını bekliyor.

Cümlelerin tamamı sert.

Silahların dili sert.

Diplomasi bile zaman zaman insanın sesini değil, gücünü duyurmaya çalışıyor.

Oysa savaşların en uzun vadeli tahribatı bazen bombanın düştüğü yerde değil, insanların birbirini artık dinlememeye başladığı yerde ortaya çıkıyor.

Bir toplumda herkes kendi acısını anlatıyor, fakat karşı tarafın acısını duymuyorsa ortak hayatın zemini inceliyor.

Bir devlet yalnızca sınırlarını korumakla güçlü olmaz.

Toplumun kendi içinde birbirine tahammül edebilme kabiliyeti de devletin gücünün bir parçasıdır.

Bugün Türkiye’nin önündeki “Terörsüz Türkiye” sürecini de sadece güvenlik başlığı altında okumamak gerekiyor.

Silahların susması, uzun bir yolun ilk büyük eşiğidir.

Fakat silahların susmasından sonra insanların birbirinin cümlesini duyabilmesi daha uzun bir mesele.

Bir ülkede........

© Milat