Kanın bilmediğini kalp bilir

Kabuğu usulca soyulan bir mandalinanın odaya yayılan o keskin, asidik diriliği... Narenciyenin yağı parmak uçlarınıza işler, saatlerce silinmez. Meyve çoktan tükenmiş, tabak kaldırılmış, kelimeler başka yerlere savrulmuştur; ama o râyiha hâlâ oradadır.

Bayram da insanın varlığına tam böyle işler.

Zihni yerinde tutan, insanın o fırtınalı günlerde dahi duruşunu dik tutmasını sağlayan o görünmez omurga nereden beslenir? Cenazenin göğse oturttuğu o boşlukta hayata devam edebilmek salt inat değil. Kimi için bir kabristanda sahipsiz mezara okunan duadır, kimi için bir narenciye kabuğunu soyma ânındaki iç sestir.

Bütün mesele, gürültüye rağmen kendini o iyilik dairesinin içinde tutabilme iradesidir.

Yıllar içinde, insan ilişkilerinin yeryüzündeki dağılımına baktığımda şunu çok net gözlemledim: Bayram sabahı kapınızda kimin belirdiği, hiçbir nüfus kütüğünün size söyleyemeyeceği bir hakikati ifşa eder. Sahne şudur:

Kütükte aynı köke bağlı, aynı soyadını taşıyan kişi: Girdiği her ortama sadece tükenmişlik ve çözümsüz bir gürültü taşır, eşiğinizde dahi görünmez.

Kan bağı bulunmayan, yolları tesadüfen kesişmiş bir başka yüz: Kapıyı çaldığı an, bütün haneyi izah edilemez bir güven ve havayla kaplar, sözcükler başka bir ritimde akar.

O farklılığın nereden geldiğini dışarıdan bakarak açıklayamazsınız ama içinizde bir yerde kesinlikle bilirsiniz.

İnsanı birbirine bağlayan unsur her zaman genetik bir dizilim değildir. Aynı acıya........

© Milat