İspat telaşı bitti

Bir insanın ya da bir milletin kendi varlığını durmadan birilerine ispat etme çabası, çoğu zaman için için tükenişin gizli bir reçetesidir. Her şeyi öğüten o hızlı ve yabancılaştırıcı gürültünün içinde, hep bir yerlere yetişmeye, birilerine ne kadar geçerli, ne kadar güçlü ve ne kadar faydalı olduğumuzu kanıtlamaya çalıştık. Sürekli bir koşuşturma, hiç bitmeyen bir vitrin telaşı...

Oysa bir ağaç, ormanda var olma hakkını kanıtlamak için gövdesini parlatmaz; sadece kök salar. O kökler toprağın derinliklerindeki gizli su yollarıyla sessizce anlaşır ve zamanı geldiğinde meyve, hiçbir telaşa kapılmadan kendiliğinden düşer toprağa. Bir yerlere kaçarak, gökyüzünü fethetme hevesiyle savrularak değil; olduğu yerde derinleşip serin bir gölgeye dönüşerek varlığını ispat eder.

Düşünce dünyamızda, insanın ya da devletin kendi merkezini bulmadan dışarıda aradığı her meşruiyet çabasını tanımlayan nadir bir durum vardır: Varoluşsal İpotek. Yani nefes alıp vermeyi, var olmayı başkalarının rızasına ve tasdikine bağlama zaafı... Başkalarının onayını bekleyen toplumlar, zamanla kendi ölçülerini unuturlar; çünkü en ağır ipotek ekonomik değil, zihinsel olanıdır. Uzun yıllar hem birey olarak insanoğlu hem de Doğu'nun kadim milletleri bu ipoteğin bedelini ödedi. Kendi toprağına yabancılaşanlar, başkalarının salonlarında sığınacak bir köşe ararken öz kütlesini, o doğal duruşunu yitirdi.

Fakat şimdi, yerel ile evrenselin, toprak ile dünyanın o ince kesişim noktasında derin bir eksen kayması yaşanıyor. Artık diplomasi ve devlet........

© Milat