Hasat kapanı |
Toprak, sınırlarını bağırmayan sessiz bir bilgedir. Ancak o ihlal edildiğinde kopacak fırtına, daima sağır edici bir sükunetle başlar.
Bugün yeryüzünün her köşesinde bitmek bilmeyen, obur bir yutma iştahı izliyoruz. Gücü avuçlarında tutanlar, kendilerini besleyen kaynakları sonsuz sanarak büyük bir körlüğün içine düşüyorlar. Düşünce dünyamızda; yutanla yutulanın, tüketenle tükenenin birbirine göbekten bağlı olduğu o amansız kaderin kadim bir karşılığı bulunur: Hasat kapanı.
Hasat Kapanı; avcının avını bitirirken kendi mezarını da kazması, toprağın üstündekini arsızca tüketirken kendi köklerini kuruttuğunu görememesidir. Yüzyıllar öncesinin sararmış bir mühimme defterindeki mürekkep kokusu, bugünün kurumuş nehir yataklarında genzimizi yakıyor. Sayfalarda uslu uslu durması gereken rakamlar, toprağın altına sızıp kökleri kemiren kara böceklere dönüşüyor. İhtirasın o kulakları tırmalayan çatırtısı, tabiatın sükunet dolu ipeksi dokunuşunda eriyip kayboluyor.
Peki, yutanın eninde sonunda kendi oburluğunda boğulacağı bu büyük çarkın, bu kör edici döngünün içinde biz nasıl ayakta kalacağız?
Geçtiğimiz günlerde, kıtaların düğümlendiği İstanbul’da yankılanan cümleler, tam da bu soruya verilmiş ağırbaşlı bir yanıttı. OECD 6. Beceriler Zirvesi’nde, insanın kendi eliyle inşa ettiği o soluksuz dönüşüme karşı net bir sınır çizgisi çekildi.
Dünyanın egemen aklı, insanı yeryüzünden tasfiye eden, tenin sıcaklığını ve emeğin bereketini ruhu alınmış bir kabuğa devreden karanlık bir kurgu inşa ediyor. Olgusal tezat ortadadır:
Küresel Analiz Raporları (WEF/McKinsey), önümüzdeki on yıl içinde milyonlarca insani iş........