menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Güçlülerin ince hesapları Minab'ın gözyaşları

11 0
yesterday

Avrupa'nın sokaklarında son günlerde birbirinden farklı hikâyeler yaşanıyor. Fransa'da kalabalıkların arasından yükselen sloganlar, Lyon'da yangının kararttığı bir bina, Paris'te mağazaların önüne çekilen güvenlik kordonları... İtalya'da Milano, Torino ve Bologna'da protestoların ardından yaşanan çatışmalar. Madrid'in merkezindeki Puerta del Sol meydanında ise gençlerin kurduğu çadırlar, barınma sorununa karşı büyüyen itirazın işareti.

Bu görüntülerin ardında aynı öfke yok. Fransa'da eğitim koşulları ve hayat pahalılığı öne çıkarken İtalya'da ücretler, sağlık hizmetleri ve barınma imkânları tartışılıyor. İspanya ve Portekiz'de gençler, kazandıkları parayla bir ev tutmanın giderek zorlaşmasına karşı seslerini yükseltiyor. Arnavutluk'ta yolsuzluk iddiaları etrafında büyüyen hükûmet karşıtı gösterilere öğrenciler de katılıyor. Almanya'da ise siyasi kutuplaşma ve ekonomik sorunlar ülkenin gündemini meşgul ediyor.

Avrupa'nın farklı noktalarındaki bu hareketlilik dikkat çekici. Fakat görüntülerin aynı günlerde çoğalması, hepsinin aynı sebepten doğduğu anlamına gelmiyor. Her ülkenin kendine özgü siyasi dengeleri, ekonomik şartları ve toplumsal beklentileri var. Sokaklardaki insanları anlamak için önce hangi soruna itiraz ettiklerine bakmak gerekiyor.

Bir gencin ay sonunda ev kirasını nasıl ödeyeceğini düşünmesiyle bir öğrencinin okulundaki eksikliklere tepki göstermesi birbirinden ayrı meseleler gibi görünebilir. Oysa ikisinin de hayatında ortak bir kaygı bulunuyor: Geleceğe güvenle bakabilmek. İnsanlar çalıştıkları, okudukları ve emek verdikleri hâlde hayatlarının kolaylaşmadığını düşündüklerinde, yönetenlerin vaatleriyle kendi yaşadıkları arasındaki mesafeyi daha fazla hissediyor.

Şiddete dönüşen protestolar bu taleplerin önüne geçebiliyor. Kamu düzeninin korunması, insanların güven içinde yaşayabilmesi ve şiddet olaylarının önlenmesi devletin sorumluluğudur. Bununla birlikte, sokaktaki öfkenin sebeplerini anlamadan yalnızca güvenlik tedbirlerine odaklanmak, sorunun gerisindeki toplumsal beklentileri ortadan kaldırmıyor.

Avrupa'daki huzursuzluğun ekonomik boyutunu değerlendirirken Orta Doğu'daki gelişmeleri de hesaba katmalıyız.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, 16 Ekim'de yaptığı açıklamada, şubat sonundan itibaren doğal gaz fiyatlarının yaklaşık yüzde 140 arttığını, dizel fiyatlarının ise iki katına çıktığını bildirdi. Avrupa Birliği'nin ithal fosil yakıt maliyetinin de ilave enerji alınmadığı hâlde 100 milyar avro yükseldiğini belirtti.

Bu rakamların arkasında yalnızca enerji piyasalarını ilgilendiren bir hesap bulunmuyor. Taşımacılığın pahalanması, üretim giderlerinin artması ve ailelerin faturalarını ödemekte zorlanması da aynı tablonun parçaları. Orta Doğu'da yaşananların ekonomik yansımaları, binlerce kilometre uzaktaki insanların gündelik hayatına kadar ulaşabiliyor.

Ancak Avrupa'daki bütün protestoları İran çevresindeki savaşla açıklamak doğru olmaz. Konut sıkıntısı, eğitimdeki eksiklikler ve yolsuzluk iddiaları kendi başlarına incelenmesi gereken sorunlar. Savaşın ekonomik sonuçları mevcut baskıları ağırlaştırabilir; bu, her ülkedeki toplumsal hareketliliğin tek bir merkezden yönetildiği veya belirli bir dış politika tercihine karşı ortaya çıktığı anlamına gelmez.

Uluslararası siyasette bir ülkede yaşanan olayın başka bir ülkenin çıkarları için kullanılmasıyla o olayın baştan beri o amaçla meydana getirilmesi arasında büyük bir fark vardır. Devletler ve siyasi aktörler, başka ülkelerdeki gelişmeleri kendi tezlerini desteklemek için yorumlayabilir. Bir yerdeki huzursuzluk........

© Milat