Gölge sınırlar |
Yüzyıllar önce, bir kaleyi savunmak için taşların arasına dökülen kurşunun kokusu neyse; bugün havada asılı duran, ışıktan ve titreşimden ibaret nehirlerin içinden süzülüp gelen o sessiz taarruzların tenimizde bıraktığı sızı da odur. Toprak, artık sadece ayak bastığımız o kahverengi örtü değil. Coğrafya, tenimizin bittiği yerde durmuyor; göze görünmeyen, kokusu alınmayan ama bir milletin iradesini, varlığını, sırlarını damarlarında taşıyan uçsuz bucaksız bir ummana dönüştü.
Sınır taşlarının yerini artık saniyede milyonlarca defa nefes alıp veren soyut kapılar aldı. Düşünce dünyamızda, eskilerin ferasetiyle yoğrulan ve devletin o derin sinesinde çoktan idrak edilen bu menzilin ağırbaşlı tanımı şudur: Gölge Sınır.
Gölge Sınır; topla tüfekle geçilemeyen ama bir toplumun hafızasına, sağlığına, lokmasına ve cebindeki emeğe doğrudan uzanan o görünmez hattın ta kendisidir.
Bir şarapnel parçası, soyut bir denizi nasıl yaralar?
Bu sınırların nasıl silinebileceğini anlamak için bir olasılığı masaya yatıralım. Körfez'in sıcak kumları üzerinde süzülen bir insansız hava aracının, devasa verileri barındıran fiziki bir merkeze çarptığı o anı düşünün. O sarsıntının yankısıyla saniyeler içinde Dubai sokaklarında, sabah toplantısına yetişmek için kapısında araç bekleyen sıradan bir insanın hayatı donup kalacaktır. Avuç içindeki o soğuk cama düşen tek bir hata mesajı, şehrin damarlarındaki ulaşımı felç etmeye yeter. Havada patlayan bir cisim yerine, o görünmez hatlara sızan bir kopuş; binlerce kilometre ötedeki sıradan bir hayatı tamamen kilitleyebilir. Bu bir distopya değil, bugünün muharebe meydanında masada duran en keskin ihtimaldir.
Savaşın menzili artık ne dağlardır ne de ovalar; hedef doğrudan zihinler ve toprağın altındaki yaşam damarlarıdır. Çok kısa bir süre önce, Ortadoğu'nun o kadim coğrafyasında gökyüzünü yırtan........