Aklın merkezkaç kuvveti |
Asya levhasının derinliklerinden süzülen rüzgâr, Zagros’un çatlaklarında artık sadece çöl tozu değil, ağır bir susuzluğun ve demografik bir sıkışmanın tortusunu taşıyor. Karşı yakada, sınırların hemen ötesinde doksan iki milyonluk devasa bir insan kütlesi ağır ağır nefes alıyor. Yüzölçümünün yüzde sekseni sıcak ve soğuk çöllerin, çorak bozkırların esaretinde olan; su kaynaklarının çekildiği, yer altı havzalarının dibi gördüğü bir topografya bu. Haritalardaki o uçsuz bucaksız sessiz gri alanlar, sadece bir boşluğu değil, insanlığın doğayla girdiği o çetin ve amansız imtihanı fısıldıyor. Sınır dediğimiz mefhum, masa başında çizilmiş mürekkep bir hattan ibaret değildir; iki yakanın birbirine nefes verdiği, acının, bereketin ve sızının topraktan toprağa geçtiği organik bir kabuktur. Bu köklü havzada, kabuğun ötesindeki her dalgalanma, berisindeki toprağın nabzında doğrudan yankı bulur.
Küresel güç merkezlerinden yankılanan o fırtınalı söylemler, haritaların üzerini tek gecede silip atabilecek kudretten, medeniyetlerin bir anda yeryüzünden silinebileceğinden bahsediyor. Aynı saatlerde, o hedef gösterilen coğrafyanın vadilerinde bambaşka, sessiz bir hakikat hüküm sürüyor. Karşımızdaki yapı, birbirinden farklı dilleri konuşan, bambaşka etnik köklerden gelen toplulukların ortak bir aidiyet etrafında harmanlandığı, sarp topografyasına rağmen yüzde yetmiş sekiz oranında şehirleşmiş bir demografik dokudur. Doğurganlık çağına gelmiş kadınlarında okuryazarlık oranı yüzde doksan sekizi bulan, doğurganlık hızı ise bir buçuklara gerileyerek sosyolojik bir dönüşümünü tamamlamış bu insan kütlesi, iklimin tüm zorluklarına rağmen kendi ekmeğini topraktan çıkarma dirayetini sessizce sürdürmektedir. Bir yanda haritaları tek hamlede değiştirmeyi vadeden askeri söylemler; diğer yanda okuyan, şehirleşen ve toprağına tutunan o ağır sosyolojik kütle. Herhangi bir hüküm vermeden, sadece bu iki gerçeğin yan yana duruşuna bakmak, yaklaşan fırtınanın salt silahlarla değil, insan doğasının o derin direnciyle çarpışacağını gösterir.
Asıl kırılganlık, namluların gölgesinde değil, kuruyan nehir yataklarında ve aşılmaz dağ silsilelerinde........