10235 numaralı odanın perdesiz penceresi

Kudret, sadece fiziksel bir zırhla veya mermer binaların gölgesiyle tahkim edilemez. Kararların gücü, o kararları alan aklın tutarlılığında gizlidir. Sistemin kendi içindeki uyumu zedelendiğinde, en kalın duvarların arasından bile bir belirsizlik sızar ve alınan kararların meşruiyeti sarsılmaya başlar.

Okyanusun ötesinde, dünyanın en yoğun korunduğu merkezlerden birinde sıradan bir cuma günü yaşananlar, bu sarsıntının somut bir örneğidir.

Washington Hilton otelinin onuncu katı, upuzun bir koridorun en ucu. 10235 numaralı oda. Bir adam, hiçbir kontrolden geçmeyen valizinden çıkardığı parçalarla bir namlu birleştiriyor. Aşağıdaki balo salonunda, geleneksel Beyaz Saray Muhabirleri Yemeği için toplanmış bir yönetim kadrosu oturuyor. Sadece salonun kapısı tutulmuş, koca binanın diğer kısımları olağan akışına bırakılmış.

Görkemli mermerlerin ve koruma kalkanlarının bittiği bu kör noktada, koca bir illüzyon paramparça oluyor.

10235 numaralı odanın perdesiz penceresinden içeriye sızan şey, sadece sıradan bir gün ışığı değildir; o pencere, koca bir güvenlik mimarisinin, milyarlarca dolarlık o yaldızlı kurgunun ardındaki devasa boşluğun ta kendisidir. İçerideki zafiyeti örtecek hiçbir kumaş, hiçbir kalkan kalmamıştır. Amerikan basınına sızan ve saldırganın kendi kaleminden çıktığı belirtilen o notlardaki itiraf, o perdesiz pencereden görünen çöküşün belgesidir: "Her köşede kameralar, ajanlar bekliyordum. Karşılaştığım şey ise bir boşluktu."

Fakat asıl üzerinde durulması gereken nokta, o şeridin aşılması değil; bu olayın ardından gelişen söylem ve eylem ikilemidir. Zira kriz anları, devletlerin kendi reflekslerini en çıplak haliyle ortaya koyduğu eşiklerdir.

Şimdi bu ağır tabloyu, hamasetin gürültüsünden arındırarak hakikatin o serinkanlı terazisinde tartalım.

Bir........

© Milat