Şehre Dair Düşünceler-2 Aidiyet Hissinin Kaybedilmesinin Şehre Etkisi

Eski ve köklü şehirler giderek sahip oldukları atmosferden uzaklaşmakta, yeni kurulan şehirler ise yeni bir karakter, kendine has bir yeni kimlik ortaya koyamamaktadır. Şehir eski geleneklerini, göreneklerini, ananelerini kaybetmiştir ama bunların yerine kendine mahsus olanları üretememiştir. Bu benimdir diyebileceği, kendi damgasını vurduğu, mimaride olsun, başka alanlarda olsun, geleceğe bırakacağı eserler inşa edememiştir. Çünkü orada yaşayanlardan hiç kimse kendini o şehirli kabul etmemekte ya da etse bile bu sorumluluğun yüklediği aidiyet hissini kaldıramamakta, bu yüzden de büyük bir şehirde oturmaktan doğan, o şehre karşı sorumluluklardan hiçbiriyle kendini sorumlu saymamakta, böylesi görevleri üzerine almamaktadır. “Böylece de şu garip paradoksla karşı karşıya kalınmaktadır: Bina var, yol var, şehir yok; insan var, şehirli yok; nüfus var, halk yok... Velhasıl, siz eğer bu şehrin “yerlisi” iseniz, sadece yaşıyor olduğunuzu bilirsiniz; ama bunun ne olduğunu asla anlayamazsınız.”

Ruhunu Kaybeden Şehirler

Bir kere daha görüyoruz ki, bütün yolların Roma’ya çıkması gibi, şehrin ruhu, sahip olduğu kültürün üzerine bina edilen medeniyetle çok yakından ilişkilidir. Şehrin hayatı ve ölümü, medeniyetin hayatına ve ölümüne çıkmaktadır ve geçirdiği değişimin de anlamını yitirmesi, eski medeniyetten gelen gücünü yitirmesinden kaynaklanmakta, o medeniyetin göçüp gitmesi, sahip olunan bu değerlerin de onunla birlikte solup gitmesine yol açmaktadır. Geride kalan ise; arkadan gelenlerin anlamadığı, anlamaya gayret etmeyeceği yabancı ve garip bir medeniyettir.

Oysa her şeyde olduğu gibi, medeniyette de esas olan devamlılıktır, eldekilere zaman içerisinde yenilerinin eklenmesidir. Bu yapıldığı ve başarıldığı takdirde, yabancılaşma ve anlaşılamama sıkıntısı ortadan kalkacak, yetiştirilen ve sahip çıkılan sayısız üstatlar, eserler ve kurumlar sayesinde, her alanda yeniden........

© Milat