Bahar Hayattır...

“Baharın gülleri açtı.” ve yeni bir uyanışın, yeni bir dirilişin gergefinde şekillenen ağaçlar yeşillenmeye, toprak ısınmaya, sokaklar insan sesleriyle dolmaya başladı. Bahar; getirdiği güzelliklerle, gönüllerde iz, yüzlerde gülümseme bırakmaya devam ediyor. Her mevsimin kendine özgü bir hâli var ama, “Bir bahar akşamı” sevinçli bir telaş içinde olan sevgiliye rastlamanın tadı daha başka herhalde...

Bahar; tazelenmenin, yeniden varolmanın, yeni bir doğuşun başlangıcı olarak görülmüştür her zaman... Aşklar yenilenir, sevgiliye methiyeler dizilir, kış boyunca yüreğin kuytularına gizlenen duygular, hissedişler, baharla birlikte yeniden canlanır, yeniden hayat bulur, bir şevk ve arzuyla yeniden uyanır. Baharla her şey yeniden doğar adeta… Tıpkı Şair Sezai Karakoç’un mısralarla ifade ettiği gibi:

Çiğ düştü göklerden Ve bir bahar günü doğdun sen Güvercinler geçti menekşelerden Ve bir bahar günü doğdun sen Kendi kendine ayna olan nergislerden Leylakların gün doğuşu ürperişinden Zambakların kıyı kıyı bakışından Geldin sen Ve rüzgârlar karları süpürdüğünde Ve insanı çıldırtan kuş sesleri işitildiğinde Birdenbire aydınlandı annenin yüzü Ve bir bahar günü doğdun sen

Bir bahar günü yüreğe doğanlar içinde, sevginin büyüklüğü, yüceliği, güzelliği ayrıdır ve ışıl ışıldır. Aydınlatır dört bir yanı, gönderir ışık toplarını insanlara... Bahar yepyeni muştularla gelir ve bir önceki mevsimden kalma durgunluğumuzu, ataletimizi sarsar; hayallerin, coşkuların, sevdaların kucağına bırakır. Aydınlığın çağıl çağıl aktığı bu mevsim, yazar İskender Pala’nın dünyasında bakın nasıl yeretmiş:

“Bahar... Şiir gibi bir kelime; ahenkli ve zengin... İlk-bahar, evvel-bahar, nev-bahar; mevsim-i gül, fasl-ı gül... Dört mevsimin en güzeli; dört kitap içinde Kur'an gibi... Zamana düğümlenmiş mükevvenatın zemine yansıdığı ideal vakit; tohumun çiçeğe durduğu dem. Ilık esintilerin kıvrak raksı ve bir silkiniş, bir uyanış... Ferah-feza dönemi ömrün; tozpembe........

© Milat