Haydut güçlerin saldırısı |
Bir Ramazan ayı ve bölgemizde yine ateşler tutuşturuldu. Yaşananları “savaş” kelimesiyle tarif etmek bile doğru görünmüyor. Çünkü savaş dediğimiz şeyde dahi bir hukuk, bir usul ve en azından görünürde bir meşruiyet arayışı olur. Oysa bugün gördüğümüz tablo, müzakereler sürerken başlatılmış tek taraflı bir saldırıdır. Bu nedenle yaşananların adı daha çok uluslararası haydutluktur; eski Teksas kovboy düzeninin, “ben vururum, dünya seyreder” mantığının modern versiyonudur.
Öncesinde diplomasi masaları kurulmuştu. Umman’da, Cenevre’de, Viyana’da görüşmeler yapılacağı açıklanıyordu. Taraflar nükleer dosya üzerine konuşacak, yeni bir çerçeve arayışı sürdürülecekti. Ancak saldırılar tam bu süreçte başladı. Müzakereler gerçekten çözüm arayışı mıydı, yoksa bir devletin lider kadrosunu hedef almak için kurulmuş bir tuzak mı? Eğer diplomasi masası askeri operasyonların örtüsü haline gelirse, bundan sonra hangi ülke uluslararası müzakere mekanizmalarına güvenebilir?
Bu noktada daha büyük bir sorun ortaya çıkıyor. ABD, Birleşmiş Milletler’den ya da uluslararası hukuku temsil eden herhangi bir kurumdan onay almadan, herhangi bir güvenlik mekanizmasını devreye sokmadan, kıtalar arası operasyon yapma hakkını nasıl kendinde görebiliyor? Eğer bu keyfilik bir alışkanlığa dönüşürse, uluslararası düzenin geriye kalan kısmı nasıl ayakta kalacak? Devletlerarası ilişkilerin hukuka değil de yalnızca güce dayandığı bir dünyada sadece orman kanunundan söz edebilirsiniz.
Ayrıca, bugün İran’a yönelik saldırıların arkasında yatan stratejik hedef de açıktır. Amaç yalnızca........