Dağ kanunlarına dönüş |
3 Ocak sabahı dünya, uluslararası tarihe kara bir leke olarak geçecek bir olayla uyandı. ABD özel kuvvetleri, Venezuela’nın başkenti Caracas’a düzenledikleri bir operasyonla Devlet Başkanı Nicolás Maduro ve eşini yatak odalarından alarak kaçırdı. Gerçekleşen, egemen bir devlete ve liderine karşı uluslararası hukuku ve diplomatik teamülleri hiçe sayan modern bir korsanlık eylemiydi.
Dünya, uzun yıllar boyunca hukukun, kuralların ve toplumsal sözleşmelerin insanlığı barbarlıktan koruyacağına inanmak istedi. Devletlerin gücünü sınırlandıran anlaşmalar, liderleri denetleyen mekanizmalar ve krizleri yönetmek için oluşturulan diplomatik zeminler, bu inancın temel dayanaklarıydı. Ancak son yaşananlar, dünyanın artık kurallara, anlaşmalara ve ortak akla dayalı bir düzenden; kaba gücün meşruiyet kazandığı, güçlünün zayıfı ezdiği orman kanunları, hatta mağara kanunları çağına geçtiğinin açık bir ilanıydı.
Venezuela Devlet Başkanı Maduro, ülkesindeki ekonomik krizin sorumlusuysa ve seçimlerde şaibe olduğuna dair ciddi iddialar varsa bile çözüm yolu bu korsanlık olamazdı. Uluslararası gözlem mekanizmaları, şeffaf soruşturmalar, bölgesel arabuluculuk girişimleri ve halkın iradesini esas alan seçim süreçleri hâlâ mümkündü.
ABD yönetimi bu haydutluğa, "uyuşturucu terörizmi, kokain kaçakçılığı ve ABD'ye karşı makineli tüfeklere sahip olma" gibi gerekçeler uydurmakta gecikmedi. Bu tablo, 2003’te Irak işgaline bahane edilen ve hiçbir zaman bulunamayan kitle imha silahları yalanını bizlere hatırlattı.
Bu operasyonun arka planında, Maduro’nun Filistin’e verdiği açık ve kesintisiz desteğin de bulunduğunu göz ardı etmemek gerekir.........