Şiirin Tapu Sicil Muhafızına Veda

“Gün akşamlıdır” demişti Hüsrev Hatemi... Ah! Çık ve salın ki gerçekten de gün akşamlıdır. Sabah başlayan ömrümüzün o kaçınılmaz akşam vaktine erdik şimdi. Türk fikir ve sanat hayatı, sadece bir tıp doktorunu veya bir şairi değil; tam anlamıyla bir “uçbeyini” kaybetti. Şair Hüsrev Hatemi, hem ikizi Hüseyin Hatemi’ye hem de bizlere, öte dünyada Hakk üzere buluşmak temennisiyle veda etti.

Hüsrev Hatemi’nin vefat haberini aldığımda, içimi derin bir hüzün kapladı. Hayatımızı zenginleştiren, ruhumuza pencereler açan öncülerimiz birer birer bu dünyadan çekildikçe, hayatımızın ne kadar çölleştiğini daha derinden hissediyoruz. Giden her değerle birlikte, geride kalan vaha biraz daha daralıyor.

Hekimlikten Hakîmliğe Bir Ömür

Hüsrev Hatemi, her şeyden önce tevazu sahibi bir hekimdi. Ancak onun beyaz önlüğü, sadece tıbbi bir kimliği değil; aynı zamanda ilim, irfan ve hikmet sahibi bir “hakîm” duruşunu temsil ediyordu. O, bedenleri iyileştirirken ruhları da hikmetli sözleriyle doyuran, muhabbet ehli bir şairdi. Nev-i şahsına münhasır kişiliğiyle, tastamam bir İstanbul beyefendisiydi.

Müthiş bir hafızaya, Türkiye sevdalısı bir yüreğe sahipti. O, adeta reçetelere şiir yazan adamdı. Yüzündeki o eksilmeyen sıcaklıkla, akademinin o bilindik soğuk yüzünü yumuşatmayı her daim bildi. Türkiye’yi rahatlatan, kutuplaşmaların ötesinde........

© Milat