Güven’e Mektup |
Kıymetli arkadaşım Güven.
Sana bu mektubu yazmamdaki amacım bir hasbıhalin ötesinde telefonda anlatılacak olayların düşünülme payının olmayışındandır. Malumun artık telefonun bir ucunda ben diğer ucunda sen varsın. Hatırlarımız arasında bizi yalnız bırakmayan cemiyet dedikoduları, geçmişin buruk izleri gibi kulaklarımızda yankılanıp durdu. Tıpkı hüzünlü bir nostalji gibi. Hayat, biz farkına varmadan bizi başka yerlere savurdu ama bazı hatıralar var ki hâlâ aynı yerde duruyor.
Geçenlerde uzun uzun konuşmuştuk. Üniversite yıllarımızı, öğrenciliğin o telaşlı ama umut dolu günlerini; Çaycı Süleyman’ın mekânı olan Duvardibi’nde oturduğumuz zamanları yâd etmiştik. Edebiyat Fakültesi’nin Hergele Meydanı’nda fikir devşirdiğimiz, dergi çıkardığımız günler gelmişti aklımıza. Fanzinler hazırlar, duvar gazeteleri asar, şiir gecelerinin duyurularını heyecanla yapardık. O günlerde kelimelere sığdırdığımız hayaller, bugün hâlâ içimizde aynı sıcaklığıyla duruyor.
Senin anlattığın ve benim hatırlamadığım. Benim anlattığım ve senin de hatırlamakta güçlük çektiğin hatıralarımızı telefonda uzun uzun anlatmıştık. Bir ara seninle otobüste kitap okuma terapileri yapalım demiştik. Kimin fikriydi bilmiyorum ama o zamanlar otobüste kitap okumak benim için bütün kütüphanemi bitirdiğim, dünyaları okuduğum bir yer olmuştu. Sonraları otobüs yerine tramvay hattı devreye girmişti de kitap okurken artık sallanmıyorduk. Kaldığımız yurt okula biraz uzaktaydı. Topkapı- Beyazıt arası gidip geliyorduk.
Belki o zamanlarda bazı kitapları sınav geçmeye yönelik de okuduğum olmuştur.........