Sonuçlarla kavga sebeplerle yüzleşememek

Dün AK Parti gençlik buluşması programını izledim.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan konuşmasında "Asım’ın nesli"nden, ahlaklı ve şuurlu bir gençlik idealinden, Nurettin Topçu çizgisinden bahsetti. Salonda ise bambaşka görüntüler vardı. Mini etekli genç kızlar, dekolte görüntüler, iç içe atmosferler... dikkatimi çeken şeylerden biri de bazı gençlerin bu durumdan rahatsızlık duyması, yüzlerindeki huzursuzluk ve sıkılmışlık haliydi.

Açık söyleyeyim. Ben de o görüntülerden rahatsız oldum.

Çünkü mesele sadece bir kıyafet meselesi değil. Bir atmosfer meselesi. Bir yön meselesi. Bir savrulma hissi meselesi.

Ama bütün bunları söylemekle beraber, ortaya çıkan tabloyu yalnızca bir siyasi iktidara yıkmanın da kolaycılık olduğunu düşünüyorum.

Çünkü ortada yeni bir durum yok. Sanki yıllardır bambaşka bir toplum inşa edilmiş de bir anda her şey bozulmuş gibi davranılıyor. Oysa bu tablo bir anda oluşmadı. Bu tablo tesadüfen oluşmadı. Bu, uzun yıllardır devam eden sosyolojik dönüşümün doğal sonucudur.

AK Parti artık kuruluş dönemindeki sosyolojiyi temsil eden bir yapı değil. Parti uzun süredir ideolojik bir hareketten çok geniş bir toplumsal koalisyon mantığıyla ilerliyor. Dolayısıyla bugün gençlik organizasyonlarında ortaya çıkan tabloyu sadece birkaç kişinin tercihi gibi okumak meseleyi küçültmek olur.

Ama benim asıl dikkat çekmek istediğim yer başka.

Bugün muhafazakâr çevrelerin önemli bir kısmı sürekli sonuçlarla kavga ediyor ama sebeplerle yüzleşmiyor.

Çünkü esas soru şudur. Biz gerçekten nasıl bir gençlik yetiştirebildik?

Yıllardır "dindar nesil" söylemi konuşuluyor. Kürsülerde Mehmet Akif Ersoy anılıyor. "Asım’ın nesli" deniliyor. Nurettin Topçu referans veriliyor.

Fakat teori ile hayat arasındaki mesafe büyüdü.

Çünkü açık konuşalım. Ortada ciddi bir müfredat problemi var.

Burada yalnızca devlet müfredatından bahsetmiyorum. Bir hayat müfredatından bahsediyorum. Bir ahlak dilinden, bir şahsiyet teklifinden, bir medeniyet........

© Milat