Kabirden ses (İskenderun deprem mezarlığı)

Öğretmenim, benim okul sıram boş mu şimdi? Defterim, kalemim halâ çantamda mı? Okul bahçesinde ip atlayan kızlar halâ gülüyor mu? Benim sıram hâlâ orada mı, yoksa başka biri oturuyor mu? Babacığım, kucağıma alıp bana sakladığın çikolatayı verirken kurduğun cümleleri, başımı okşadığın o günleri, bana "aferin sana" dediğin anları unutamıyorum. İşten gelince kucağına otururdum. Sana okulumda olanları anlatırdım. Sen yorgun olsan da beni dinlerdin. Bazen hiçbir şey söylemeden başımı okşardın. O an dünyanın en mutlu çocuğu olurdum. Anneciğim, bir gecede üç dört defa üstüme örtüyü örten sendin. Soğuk üşüme diye yanıma oturur, kulağıma fısıldar "ben buradayım" derdin. Banyomu yaptırır, saçlarımı tarardın. Üşümeyeyim diye havluyla sarardın beni. En son hayatımda ilk defa gördüğüm soğuk bir taşın üstünde yıkadılar beni. Mezarlıktaki abilere, amcalara sordum, gasilhane dediler. O günden sonra hiç yıkanmadım anneciğim. Ama melekler "sen de kardeşin de misk kokuyorsunuz" dediler. Senin yıkadığın günlerdeki gibi, Şimdi geceleri çok soğuk. Toprağın altında üşüyorum anne. Süslü tokalarım nerede kaldı? Ördüğün saçlarım o gece toz toprak oldu. Bayram sabahını bekler gibi uyumuştum. Ama şimdi buradayım. Ben korkunca elini tutardım anneciğim. Ama burası karanlık. Mezar taşları suskun. Rüzgâr bazen bizim ağlamamız gibi esiyor. Ağaçların yapraklarının hışırtısı bazen korkutuyor. Geceleri şehrin ışıklarını görebiliyorum, uzakta evlerin ışıkları parlıyor. Geceler uzun geçiyor. Gündüzleri gelen ziyaretçiler mezar taşlarına bakıyor, üzülüyor. Birçok anne çocuklarıyla koyun koyuna yatıyor. Benim anneciğim yanımda yok. Üzülüyorum, sonra ölmediğine seviniyorum. Babacığım yok, anneciğim yok. Ama ben buradayım. Bazen taşlara dokunuyorum. Ellerim soğuk toprağa değiyor ama içim ısınıyor. O gece herkes telaş içindeydi. Önce sağ çıkarılmayı bekledik. bir ses, bir el, ama olmadı. Okulumu, arkadaşlarımı, ip atlayan kızları hayal ediyorum. Bazen anneciğimin ördüğü saçlarımı, süslü tokalarımı düşünüyorum Burası karanlık, gece çok uzun Ama siz karanlıkta kalmayın birbirinizi bırakmayın. Ablacığım, seni çok seviyorum. Saçlarımı taradığın günleri hatırlıyorum. Bazen bana kızsan da sonra sarılıp öperdin Kokunu unutmadım. Abicim, üzülme. Beni omzuna alıp gezdirdiğin sokakları hatırlıyorum elimi hiç bırakmazdın. Anneciğim, babacığım üzülmeyin. Ben burada peygambere komşu olacağım tekrar dirildiğim hayatta. Ablam, abim, siz de üzülmeyin. Yanımda küçük kardeşim var Ona da sahip çıkıyorum. Sürekli soruyor "Annem nerede, babam nerede, ne zaman eve gideceğiz?" Ne cevap vereyim anne? Bazen elimi tutuyor, korkunca bana sokuluyor. Üşüyünce birbirimize sarılıyoruz. Akşam olunca ziyaretciler sessizce evine gidiyor. Şehirde ışıklar yanıyor. biz gelemiyoruz. burada kalıyoruz. Anneciğim, babacığım, abiciğim, ablacığım, siz bizi görmüyorsunuz ama biz kardeşimle sizi görüyoruz. size el sallıyoruz ama siz bize el sallamıyorsunuz Kardeşim geçen gün ağladı, "annem, babam artık bizi sevmiyorlar mı?" diye sordu. melekler yanımıza gelip fısıldadı "hayır onlar sizi çok seviyorlar. ama siz melek olduğunuz için onlar sizi göremezler" en çok da akşamları, güneş batarken içimize bir hüzün çöküyor. Geceleri çok uzun oluyor. kardeşimle yan yana susup bekliyoruz. anneciğim, oyuncaklarıma iyi bak. İstersen onları bir çocuğa verebilirsin ama istemezsen sakla. biz enkazın altında kaldık karne günü heyecanla eve koşmayı anneciğim "aferin sana" demeni babacığımın başımı okşamasını kardeşlerimle sarılmayı sofrada hep beraber yemek yemeyi dışarıda bahar var mı? çiçekler açıyor mu? rüzgâr saçlarınızı okşuyor mu? deniz hâlâ mavi mi İskenderun sahilinde? anneciğim, yatmadan önce ayetel kürsi’yi okurdun bana. melekler korkunca ve üşüyünce geliyorlar sen anlatırdın ya, Biz toprağın altında, siz dışarıda. gülün, koşun, hayal kurun, bayram sabahlarını bekleyin.

"Diri diri toprağa gömülen kıza, hangi suçtan dolayı öldürüldüğü sorulduğunda" (Tekvir suresi)


© Milat