Felaket kör noktada başlar
Uzun yıllar kamyon şoförlüğü yaptım. Bakırköy’de mütevazı bir iş yerim vardı. Bu hayat bana büyük ve yüksek araç kullanmanın insana kattığı bambaşka bir bakış açısı olduğunu öğretti. Yüksekte olduğunuzda trafik de insanlar da farklı görünür. Küçük araçlar birer karınca gibi akıp gider. Ama büyük araç kullanmanın avantajları kadar ağır sorumlulukları da vardır. Onların en önemlisi ise kör noktadır. Kamyonlarda kör nokta dediğimiz alan, aynaların göremediği bölgedir. Direksiyon başındaki şoför ne kadar tecrübeli olursa olsun, ne kadar dikkatli bakarsa baksın, sağında solunda mutlaka bir boşluk kalır. Özellikle sağ ön tekerin yanındaki o alan görünmez. Bu yüzden kamyonların yanlarına kocaman harflerle "KÖR NOKTA" yazılır. Çünkü kamyon şoförü orayı göremez, ama oradan geçen küçük araçlar çoğu zaman şoförün kendilerini gördüğünü zanneder. İşte kazalar tam da burada olur. Görülmediği halde görülüyor sanılan bir noktada. Yıllarca direksiyon sallarken bu gerçeği defalarca yaşadım. Zamanla şunu fark ettim. Kör nokta sadece araçlara ait bir mesele değildir. İnsanların da, özellikle de yönetenlerin kör noktaları vardır. Bir yönetici de aslında büyük bir aracın direksiyonundadır. Elinde güç, yetki ve sorumluluk vardır. Yüksektedir, manzarası geniştir. Ama tıpkı kamyon şoförü gibi onun da göremediği alanlar vardır. Burada bir başka gerçek daha vardır ki çoğu zaman gözden kaçırılır. Kör nokta sadece "görememek" değildir, bazen "gösterileni gerçek sanmak"tır. Yöneticilere, idarecilere ya da tepe noktalardakilere her zaman hakikat gösterilmez. Bazen aşağıdan, yukarıya ne görülmesi isteniyorsa o sunulur bazen de yukarıdan aşağıya ne duyulması isteniyorsa o aktarılır. Böylece gerçek, olduğu haliyle değil, filtrelenmiş haliyle ulaşır. Bu da ayrı bir kör nokta üretir, Gerçeğin kendisi değil, gerçeğin sunulan........
