Ramazan Merhabasında Bir Karşılaşma Hatırası |
Bir İstanbul hatırası:
Şehrin merkezî duraklarından birindeyim. Hayatın çeşitlemesini solumak için isabetli bir nokta. Fakat öyle gözlerimi yerinden kımıldatacak, dikkatimi harekete geçirecek bir şey yok. Yılgınlık var asfaltta…
Zaten hep öylesinelikler içinden çıkmıyor mu kıyı köşe hikâyeleri? Yahut sinmiyor mu demeliyim? Evet, siniyor.
Hız çağında kendinin kimsenin bilmediği dünyasından fotoğraflarla dolu duvarına yaslanmış bir kabuğun içine siniyor. Öyle bir karşılaşma bu.
Durağa birden çizilmiş gibi duran gölgeyi fark edince beliriş sebebini takibe alma ihtiyacı hissediyorum.
Omuzları düşmüş biraz. Ama hâlâ kendime yeterim edası var. Açık kahverengi ceketinin içinden görünen bal rengi süveteri, koyu kahverengi pantolonu, üzeri delikli taba rengi ayakkabıları, başında kalın ve çelik örgülü taba rengi takkesiyle oturuyor. Gözü yormayan, kendini gösterme kaygısı olmayan tertemiz bir uyum. Gözlerini çevreleyen derin kırışıklıklar, bereketli gece okumalarında uykuyu kovmak için uzun uzun ovularak eskitilmişe benziyor.
Gözlerinin akı pembeye dönmüş. Yüzüne ve ellerine abdest aydınlığı yerleşmiş. Muhlis, alışmış, çok çok gücenmiş ama sonunda alınganlıktan vazgeçmiş, susmuş, Hakk’a yönelmiş bir hâl içinde. Böyle bir zamanda onunla yaşıt olup gördüklerine tanık olasım geliyor. Beyhude, ısrarsız, kısa süren bir talep benimki. Onun için hemen geçip gidiyor.
Yetmiş........