İZNİK’TEN BURSA’YA: SEYİRLİK TARİH -1
Bir seyahat yazısının en zor yanı hakkı teslim etme endişesi sanırım. Seyahatin hakkını verebilseniz de yazıya aktarıp aktaramayacağınız meçhulle sınanır.
Hep yazının, okumaları sınadığını düşünürüz. Okuduğunuz kelimelerse; yazma okumaları tefekkür etmenin ve idrakin bir yoludur. Ancak okumalar sadece yazarak sınanmıyor; temaşa ile de sınanıyor. Bir hayali okuduğunuzu düşünürken, mekâna bürünen algı somutlaşıyor, hafızada hatırlı bir konuma yerleşiyor. Üstelik okunan manzara ile görülen manzaranın çelişkilerine dair analiz ve tespit mesaisi de mühim.
İznik’ten Bursa’ya yolculuğumuzda kimi temaşaların yeterince abartılmadığının, kimilerinin şiirini kaybettiğinin, kimilerininse yeterince altının çizilmediğinin gözlem ve idraki kaldı ceplerimizde. Bakalım hakkı teslim edebilecek miyiz?
İznik, bugün birçok şehirde “köy” olarak nitelenebilecek bir girişle karşıladı bizi. Mütevazı, ahşap ve kâgir evlerin yana yana sık sık dizili olduğu sokaklar kısa mesafelerle tarih meydanlarına açılıyor.
Tarih meydanları diyorum; İznik’te neredeyse her sokakta tarih izi var, özel ve büyük olanlar ise küçük küçük meydanlara mıhlanmış. Antik çağlardan Osmanlı’ya uzanan şehir, modern beton bunalımının dengesiz merkeziyetçi tavrından alçak sistemlerle de olsa nasibini almış.
Anadolu şehirlerinin birçoğunda karşımıza çıkan 21. yüzyıla has beton ve tarihin karıldığı hibrit görünümler, İznik ve Bursa’nın âdeta kader harcı gibi. Şükür ki İznik’te beton kontrolden çıkmamış. Bu ayrıksı inat, azınlıkta da kendini gösterse bile bitmeyen bir kördöğüşüğü sanki…
Çok sayıda sit alanla karşılaştığımız İznik sokaklarında ilk karşımıza çıkan Yeşil Camii idi. Meydana dönüştürülen külliye,........
