İnsan, kulluk ve anlam 5

Bizi halife ve sorumlu olarak dünya üzerinde var kılan Âlemlerin Rabbi ancak anlama kapasitemiz ve kavrama kabiliyetimiz kadar bizi mesul tutar. Bizi aşan konularda Rabbimiz’in bizleri mesul tutmaması O’nun lütuf ve ihsanıdır.

Şüphe yok ki bizi var ederek dünyada yaşamamızı murad buyuran Âlemlerin Yegâne Rabbi Allah Subhanehu Teâla bize şah damarımızdan daha yakın olmuş, lütuf ve ihsanı ile gönderdiği elçileri vasıtasıyla bizi doğru yola sevk etmiştir. Elçileri (selam üzerlerine olsun) bizim anlam arayışımızda olduğu gibi doğru yolu bulmamız konusunda da rehberliklerini ifa etmişlerdir. Bu rehberlik süresince kendilerine inananlar olduğu gibi inanmayanlar da olmuştur. Resullere (as) düşen anlatmak (tebliğ) ve şahidlik-örneklikti (siret-sünnet). İnsanlara düşen de bu elçilere inanmak, güvenmekti.

İmam Gazalî’nin (ö. 1111) dediği gibi, “İnsan aklı, öldürücü zehirle faydalı ilaçları birbirinden ayırmaya yetmediği ve mutlaka bir doktora veya eczacıya ihtiyaç duyduğu gibi, dünya ve ahirette kendisini kurtuluşa erdirecek inanç ve amelleri de kendi başına bilip bulamaz. Kendisini felâkete ve şekavete düşürecek işlerden, saadete ulaştıracak işleri açık olarak ayıramaz. Mutlaka bir mürşide ihtiyaç vardır. O mürşid de peygamberlerdir.” Çünkü insanın sırrını çözemediği, muammalarla dolu bir evrende “öte”den bilgi getiren rehbere ihtiyaç vardır. Herkes kapasitesince bu rehberliği tanır ve bu rehbere uyar. Ancak her dönem nebevi rehberliğe sırt dönenler olmuş hatta elçilerin şehid edildiği dönemler bile olmuştur.

Son Peygamber Hz. Muhammed de (sav) İslam dininin peygamberidir, rehberidir. Bu dine uyan Müslümanlar her alanda diğer dinlerin müntesiplerinden ileride olma imkânına........

© Milat