Hakikatin Yalnızlığı

İnsan bilgiyi kelimeler ile öğrenir ve bu şekilde zihnine kodlar. Mesela bir baba, çocuğuna bir “atı” göstererek bu hayvanın bir “at” olduğunu söyler. Çocuk, müşahede ettiği bu varlığın ismini öğrenmiş olur. Bir daha “at” denildiğinde bilincinde at, resim olarak canlanır.

Kelimenin sözlük anlamlarından bir tanesi de göstermektir. Bunun sebebi, zihnin kelimenin karşılığını bir resim olarak göstermesindendir.

Hz. İsa’ya Allah’ın kelimesi denmesi, onun babasız dünyaya gelmesi ve bu hâliyle Allah’ın kudretinin bir göstergesi olması sebebiyledir. Hristiyanların ona ilahlık yakıştırmaları bu yüzdendir; ancak bu akıl dışıdır. Çünkü Hz. Âdem’in yaratılışı, ondan daha büyük bir kudreti gösterir. İnsan ise kudretin sahibini değil, onun eserini ilahlaştırmaya daha yatkındır.

Hani Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamd ederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz” demişlerdi. Allah da, “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” demişti.

Melekler, insanın bozgunculuk yapıp kan dökeceğini hemen bildiler. Onların bu bilgisi, Âdem’in yeryüzünde yaratılmış olması ile ilgili olmalı. Allah, insana dünyada yaşaması için uygun bir beden ve gerekli tüm duygu ve düşünceleri yüklemiştir. Yoksa insan dünyada varlığını devam ettiremez. Bu duyguların insanı nereye sürükleyeceğini melekler hemen anladılar; ama Allah “halife yaratacağım” demişti.

Halife, aslı temsil eden ve onun adına hareket eden demektir. Bir şeyi temsil etmek ise onu bilmek ve tanımak ile mümkündür.Ben, Allah’ın Âdem’e nasıl bir zata halife olduğunu gösterdiğini düşünüyorum. Âdem, şahit olduğu bu kudreti, yüceliği ve azametin karşılığı olan isimleri söyleyince melekler onun halife olduğunu hemen anladılar ve çağrıldıkları gibi derhal secdeye kapandılar. Bu secde, bu tazim ve hürmet onun şahsı ile ilgili değil, temsil ettiği zatadır.

Âdem’in sonradan bu isimlerle Allah’a yakarması da manidardır.Allah’ın insana kendi ruhundan üflemesi muhteşem bir anlatımdır. Âdem, kendisi çamurdan ama içinde Rabbinden bir nefes taşıyan bir varlıktır. Bu durum insan için büyük bir şeref ve sorumluluk bilinci demektir.İnsan ruhundaki bu aşkın taraf, bütün dünyevi hırs, tamah ve açgözlülük gibi çamurlardan arındığında açığa çıkan bir cevherdir.

Bu cevher açığa çıktığında insan; adaletin, merhametin ve iyiliğin temsilcisi olur. Sınırlarını, yani haddini bilir. Mütevazı ve yufka yüreklidir. Zulme ise boyun eğmez. Kimseden korkmaz, satın alınamaz. Mazlumlar ve kimsesizler onun yanında güvende olur. Bu hâliyle insan, bozgunculuk yapıp kan dökme iddiasına Allah’ın verdiği bir cevap gibidir.

Allah her şeyi bir ölçü ve denge üzerine yaratmıştır. Mesela insanın neslini devam ettirmesi için verilen duyguya Allah’ın sınırları içinde iffet denirken, bu sınırlar aşıldığında hayâsızlık ve fesada dönüşür. Tüm dünyevi duygular böyledir. İnsan bu sınırları aşarsa bozgunculuk yapıp kan dökmesi kaçınılmaz olur.

Bu yüzden hakkı tanıyıp onu üstün tutmak, hakka tabi olmak ve haddini bilmek; Âdem olmak, adam olmak demektir.Adam olmanın önündeki en büyük engel ise hakkı tanımamak, onu küçük görmektir. Bunun sebebi, kendi istek ve arzularını her şeyin üstünde tutmak; kendini ve aklını ilahlaştırmaktır. Bu kibir, bu akıl, şeytanın hakka boyun eğmesine mâni olmuştur. Şeytan asla hata ettiğini kabul etmedi. Kendi görüşüne olan bu kibirli bağlılığa biz taassup diyoruz.Taassup, kendi inancına körü körüne olan aşırı bağlılık ve buna karşı olanlara duyulan nefret ve düşmanlıktır.

Bütün peygamberler böyle bir taassup ile karşı karşıya kalmıştır. Bu taassup sahipleri hiçbir zaman Allah’ı direkt inkâr etmediler; Allah’ın dinini kendi menfaat ve saltanatlarına perde yapıp insanları adeta kendilerine kul köle yapanlardan, kendi aklını ve görüşünü hakikatin kendisi görüp Allah adına konuşanlardan çıkmıştır. Gelen peygamberlere adeta dinini öğretmeye kalktılar. Hatta onları bile bile öldürdüler.

İnsanları bağlarından kurtarıp özgür kılmak, yeryüzünde fesadı engellemek ve kan dökmeye mâni olmak, yeryüzünde iyiliği, merhameti, barışı, güzel ahlakı ve adaleti hâkim kılmak için gelen dinin, bizzat kendisinin kan döken bir taassuba dönüşmesi tam bir ibret tablosudur.Bu durumun çok iyi tahlil edilmesi lazım. Bu, Allah’ın insanı yaratma........

© Merhaba Haber