Vezirin Şâha Hile Öğretmesi
Yine ‘Selam duâsı’yla başlamak isteriz.
‘Aşk olsun. Aşkınız cemâl olsun. Cemâliniz nûr olsun. Nûrunuz ayn olsun.’
Yeni başladığımız hikâyemizde İsevî düşmanı her işe şaşı bakan bir Yahudi şâhından bahsetmiştik. Geçen hafta kaldığımız yerden başlayalım.
“O Şâhın öyle bir yol kesici, hileci bir veziri vardı ki, hile ile (akan) suya bile düğüm atardı.”
“Şâha dedi ki; Hıristiyanlar canlarını korumak için dinlerini şahtan gizli tutarlar.”
“Onları o kadar öldürme. Zira öldürmenin faydası yoktur. Din, misk ve öd ağacı değildir ki kokusu çıksın da ondan anlaşılsın.”
“Sır yüzlerce kılıf içinde gizli bir şeydir. Onların zâhiri seninle senin gibidir. Yâni sen görüntüyü bilirsin ancak içlerinden sana muhaliftirler.”
“Yahudi şâhı, ‘Öyleyse söyle bakalım tedbir nedir? Hile ve tezvirin (yalan-dolan) olması için çâre nedir?’ dedi.”
“Bu çâreyi açıkla da cihanda dînî açık veya gizli olan hiçbir İsevî kalmasın.”
“Vezir dedi ki; Ey şah, (bana gazap etmiş görünerek) kulağımı ve elimi kestir. Burnumu ve dudağımı yardır, acı hükmünü uygula.”
Beyitlerden anlaşılacağı üzere, şâhın veziri, hakikaten tam bir hileci düzenbazdı. Şah ile berâberliklerindeki İsevîleri yok etme inadı ve onlara yapacakları zulüm sebebiyle kendi düşecekleri belâya cüret edebilecek kadar kendi felâketlerini kendileri dâvet ederler. Cüret edecekleri şeyin faturasını bizzat vezir kendisine kesmektedir. Vezir aslında şâha demektedir ki, ‘Ben kendimi ortaya koyuyorum, bana zarar ver ki, onlar........
