Hakk’ın Kokusunu Duyanlar
Her yazımıza bilindiği üzere; ‘selam duâsı’yla başlıyoruz. Yine öyle yapalım;
‘Aşk olsun. Aşkınız cemâl olsun. Cemâliniz nûr olsun. Nûrunuz ayn olsun.’
Sevgili okurlar, yeni bir hikâye dedik geçen yazımızda ancak eski Hıristiyan şah ve onun hâin vezirin hikâyesinin bir devâmı niteliğinde yeni başlayacağımız beyitler. Aynı zamanda birkaç yazıdır bahsettiğimiz haset konusuyla da yakından alakalı olan beyitlere başlayalım efendim. Yahudi vezirin densizliklerini işleyeceğiz yine;
“O alçak Yahudi vezirin aslı, mayası hasetti. O yüzden bâtıl yere kulak ve burnunu rüzgara verdi.”
Bir insanın mayası bozuksa eninde sonunda mutlaka içindeki pislikleri, çirkinlikleri ortaya dökecek ve en yakınından-uzağına kadar herkes onun rezilliklerinden, kötülüklerinden rahatsız olacaktır. O hâin vezirin içi öyle hasetle doluydu ki, o sanki ilâhî güzelliklerin dışında olup zerre kadar rahmetten nasip almamıştı hatta bir hiç uğruna, düşünmeden kulak ve burnunu kestirmişti ve bu uzuvlarından istifâde edemiyordu. Geçtiğimiz beyitlerden hatırlayınız. Şeklen diğer uzuvları yerindeydi ama o hasedinden âdeta gözü baktığı halde bakar-kör gibi olmuştu. Bu hâli sanki malını rüzgara vermiş ve iflas etmiş tüccara benziyordu. İşte tam bu bağlamda mânevi bir yola girmek isteyen kişinin mevcut olan tüm kötü huylardan kurtulması için bir mürşidi kâmilin mânevi terbiyesi altına girmesi gerekiyor ki, o çirkin huylarından arınsın, kendini değiştirebilme süreci bu mücâdelesine bağlıdır. Yoksa o kötü huyla kişi tıpkı vezir gibi helak olup gider.
“Vezir, hasedinin neşterinden damla damla dökülecek zehir, güçsüzlerin ve çâresizlerin canına erişecek ümidiyle hareket........
