menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dr. Tunay Şendal yazdı: 19. yüzyıldan 21. yüzyıla: Emperyal tekerrür

14 11
10.01.2026

Geçtiğimiz günlerde Medyascope’da yayınlanan Doğancan Özsel ve Armağan Öztürk’ün Venezuela analizinde, Trump’ın ikinci dönemindeki jeopolitik vizyonu Napolyon sonrası Avrupa Uyumu’na benzetilmiştir; ancak bu yaklaşım, akıllara 1878 Berlin Kongresi ve sonrasındaki sert emperyal rekabet dönemini de getirmektedir. Günümüz küresel düzeninin, 19. yüzyıl başındaki “uyumlu büyük güçler” idealine yakın durduğu kabul edilirken Venezuela’daki müdahale, Berlin Kongresi’nin kısa vadeli denge arayışının uzun vadeli çatışmalara evrilme potansiyelini yansıtmaktadır.

Bu süreç, büyük güçlerin küçük devletler üzerindeki hegemonik tasarruflarını, milliyetçi gerilimleri ve emperyal hırsları tetikleyerek, uluslararası ilişkilerde yeni kırılma hatları oluşturmuştur. Tarihsel paralellikler, emperyalizmin döngüsel doğasını vurgulamakta ve güncel olayların, geçmişin gölgesinde nasıl şekillendiğini aydınlatmaktadır.

Berlin Kongresi, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nın ardından Avrupa’nın hegemonik güçleri tarafından tertip edilmiş ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkan topraklarını yeniden yapılandırmıştır. Otto von Bismarck’ın himayesinde icra edilen bu zirve, Rusya’nın Ayastefanos (San Stefano) Antlaşması ile elde ettiği kazanımları budamış, Bulgaristan’ı küçültmüş, Sırbistan, Romanya ve Karadağ’a bağımsızlık bahşetmiş, ancak Avusturya-Macaristan’a Bosna-Hersek’i işgal etme imtiyazı tanıyarak, dengeleri İngiliz ve Alman menfaatleri doğrultusunda tanzim etmiştir. Kongre, Osmanlı’yı “Avrupa’nın hasta adamı” olarak muhafaza etmiş, lakin Balkan milliyetçiliğinin filizlerini ekmiştir. Bu da 1912-1913 Balkan Savaşları’na ve nihayetinde Birinci Dünya Savaşı’na zemin hazırlamıştır.

Berlin Kongresi, büyük güçlerin (Almanya, İngiltere, Rusya, Avusturya, Fransa ve İtalya) kendi aralarındaki rekabeti mutedil tutma gayretini temsil etmektedir. Ancak neticede, küçük ulusların mukadderatını masada tayin ederek, emperyal paylaşımın haşin çehresini ifşa etmiştir. Osmanlı’nın zafiyeti, Rusya’nın ihtirası ve İngiltere’nin deniz hakimiyeti gibi unsurlar, kongrenin kararlarını belirlemiştir. Uzun vadede bu tertip, Slav milliyetçiliğini bastırmış olsa da Avusturya’nın Balkanlardaki yayılmacılığıyla gerilimleri tırmandırmış ve “Büyük Oyun” olarak malum olan İngiliz-Rus rekabetini derinleştirmiştir. Berlin Kongresi, kısa süreli bir sulh temin etmiş olsa da altta yatan emperyal ihtilafları örtbas edememiştir; zira büyük güçler, kendi nüfuz sahalarını genişletirken, mahalli aktörlerin sedasını bastırmıştır.

Venezuela’daki müdahaleye bakıldığında, mümasil bir emperyal mantık faal hale gelmiştir. Trump’ın 2025’te başlayan ikinci saltanatı, Maduro’nun kaçırılmasıyla zirveye ulaşmış ve ABD’nin Venezuela’yı muvakkat olarak idare etme tasavvurunu

© Medyascope