Tarık Çelenk yazdı: Rojava’nın maliyetinin farkında mıyız?
Suriye’de kararsız denge ve baskı üzerine kurulmuş istikrar bozulduğundan bu yana, başta biz olmak üzere düzen kurucu güçlerin işi giderek zorlaşmaktadır. Bölgenin tarihsel geçmişi ve oynak sosyolojisi, bugünün “ideal düzen” arayışında belirleyici parametreler olmaya devam etmektedir. Eyyubiler, Zengiler ve Memlukler bugünkü bölgedeki Kürtlerin, Türkmenlerin ve Çerkeslerin tarihsel atalarıdır. Ancak o dönemlerde asabiye, bugünkü anlamda etnisiteye değil, daha çok kabile ve siyasal sadakat ağlarına dayanıyordu. Bu nedenle Eyyubilere “Kürt devleti” ya da “Türk devleti” demek tarihsel olarak isabetli değildir. Bugün başta Halep olmak üzere bölgedeki Kürtlerin ve diğer farklı unsurların varlık ve sahiplik iddialarının arka planını da bu çok katmanlı tarihsel miras oluşturmaktadır.
Birinci Dünya Savaşı ve Osmanlı’nın çöküşü sonrasında bölgede kurulan Sykes-Picot düzeni, sosyolojik ve tarihsel gerçekler üzerine inşa edilmedi. Hedeflenen, kontrollü kaos rejimleriydi. Bölgedeki farklılıklar ve tarihsel gerçeklikler ancak istibdat ya da ideolojik baskı düzenleriyle yönetilebilir kılındı. Bugün bu yolun sonuna gelinmiş gibi görünse de kontrollü kaos stratejisi bu kez ideolojik değil; dini radikalizm, etnik kabilecilik ve ayrımcı siyaset biçimleri üzerinden yeni bir perdeyle yeniden sahneye konulmaktadır.
Suriye’nin geldiği nokta bizler için bir yandan ticaret ve yatırım açısından iştah kabartıcı bir potansiyel sunarken, diğer yandan etnik kaos bakımından dibi görünmeyen karanlık bir girdabı da andırmaktadır. Şara’ya baktığımızda, radikal bir İslamcı terör örgütü geçmişine rağmen söylem ve tavırlarında kapsayıcılık ve yeniden inşa vurgusu taşıyan bir çizgi sergilemesi, bölge açısından temkinli de olsa bir umut beklentisini adeta hepimize zorunlu kılmaktadır.
Ancak sorun bugün radikal geçmişe sahip HTŞ’nin ehlileşme ve entegrasyon sürecinden ziyade, bizde bu sürecin olmuş bitmiş HTŞ’nin yola girmiş gibi kabul edilmesidir. Yaklaşık on yıl önce Salih Müslim’in Ankara’ya kabul edilmemesinden bu yana asıl sorun, KCK’nın alt yapılanması olan ve ideolojik olarak Öcalanizm çizgisinde duran SDG varlığı olarak görünmektedir. Burada görünürde bizler için ikna edici olmasa da argüman “Kürt varlığı” değildir; daha çok Türkiye solu tarafından inisiye edilmiş, ideolojik karakteri ağır basan silahlı bir yapının bölgeye yerleşmesi sorunudur. SDG her ne kadar “halk meclisleri kurduk, Öcalanizm ideolojimiz var ama burada Türkmen, Arap, Çerkes herkes temsil ediliyor. Burası yarın bölge halklarının kendi kararlarını verdiği İsviçre olacak” söylemini dillendirse de otoriter yönetim pratikleri ve refah üreten bir ekonomik model ortaya koyma kapasitesi açısından bu güveni vermekten uzaktır. Elbette........
