Selim Kuneralp yazdı: Trump’ın Ulusal Güvenlik Stratejisi

Başkan Trump’ın Ulusal Güvenlik Strateji (NSS) belgesi yayımlandığında özellikle Latin Amerika ve Avrupa ülkelerinde epey endişeye yol açtı. Belgede Türkiye’den bahsedilmemesi, sadece Gazze ateşkesine ulaşılmasındaki katkısının övülmesiyle yetinilmesi, Orta Doğu’nun artık ABD öncelikleri arasında yer almamasının açıklanması gibi nedenlerle birkaç yorumcu dışında ülkemizde çok fazla ilgi uyandırmadı.

Aslında belgenin abartılması da çok doğru olmaz. Trump boş bulunup bunu okumadığını açıklamamış olsaydı bile, bir gün içinde birkaç defa fikir değiştiren, genellikle en son kiminle konuşursa onun görüşünü benimseyen, en önemlisi de her geçen günü görev süresi uzatılamayacak şekilde azalan Trump’ın bu belgesinin uzun vadedeki etkileri sınırlı. Önemi, daha üç yıl başta kalacak Trump yönetiminin dünyaya bakış açısını yansıtmasında yer alıyor. Gerçi yönetimin de yeknesak olmadığı, Başkan Yardımcısı JD Vance’ın önderlik ettiği radikaller ile Dışişleri Bakanı Rubio’nun önderlik ettiği gelenekçiler arasında yavaş yavaş su üstüne çıkan ve önümüzdeki taht kavgasının ipucunu veren mücadelenin bu stratejinin uygulanmasını da etkileyeceği söylenebilir. Vance hâkim olursa özellikle Avrupa’ya yönelik birazdan değineceğim eleştirel politikalar uygulanabilecekken, Rubio yönetimi yumuşak ve geleneksel ABD politikasına daha uygun bir çizgiye çekmeye çalışacaktır.

Belge, ABD’nin artık dünya jandarmalığı hedefine son vereceğini, önceliğin Amerikan ekonomisinin üstünlüğünü korumak olduğunu, bunun için özellikle yüksek teknoloji üretimini ülke topraklarına çekmek amacıyla her türlü imkânın kullanılacağına işaret etmekle başlıyor. Aslında bu bilinmedik bir şey değil. Beyaz Saray’a döndükten sonra Trump hiç vakit kaybetmeden korumacı politikasını yürürlüğe koymaya başlamış, ABD ile ticaretlerinde fazla veren ülkeleri hedefleyen ek gümrük tarifeleri uygulamaya başlamış ve sonradan ikili anlaşmalar yaparak yatırımlarını ABD’ye çekmeleri için baskı uygulamıştır. Ancak bir taraftan yatırım çekmeye çalışırken yabancı işçi de kabul etmemesi, hatta mevcutları sınır dışı etmeye çalışması bir tezat teşkil etmektedir. Ancak 10 ayını dolduran ikinci Trump yönetiminin çok da tutarlı olmadığı malumdur. Burada bizde Özel Kalem Müdürü olarak tanıtılan ama aslında Beyaz Saray’ın yönetiminden sorumlu olduğu için Trump’ın en yakını sayılan Susie Wiles’ın, bir ABD dergisine verdiği mülakatta Trump’ın her istediğini yapabileceğine inanan bir kişiliğe sahip olduğunu belirtmesi de kayda değerdir.

ABD’nin diğer önceliğinin ülke savunmasını her türlü tehdide mukavemet edecek bir düzeyde tutmak olduğu belgenin giriş kısmında belirtilmektedir. Bunda yadırganacak bir şey yok. Bu hedef, kendini bilen her iktidarın birinci önceliği olmalıdır.

Bana ilginç gelen ve birçok yorumcunun da dikkatini çeken bir husus da Trump yönetiminin ilişki içinde olduğu ülkelere bir yönetim modeli dayatmayacağını, kendi geleneklerine saygılı olacağını belirtmesidir. Bundan ABD’nin bazı eski yönetimlerden farklı olarak demokrasi ve insan hakları mücadelesi vermeyeceği mesajı çıkmaktadır. Gerçi demokrasi ve insan hakları savunucusu birçok geçmiş ABD yönetiminin, stratejik menfaatlerinin gerektirdiğini düşündüklerinde dünyanın en fazla eli kanlı diktatörleriyle birlikte olmaktan çekinmedikleri de malumdur. ABD’nin Trump döneminde toprakları dışında askerî operasyonlardan çekineceği iddiası, şu anda Venezuela’ya uygulanan abluka ve askerî yığılma karşısında pek........

© Medyascope