Önder Özden yazdı: Korku rejiminde cesaret
Son güncelleme: 22 Mayıs 2026 -
Önder Özden yazdı: Korku rejiminde cesaret
Otoriter eğilimleri giderek görünür hâle gelen bir rejim altında yaşandığında, insanın bütün hayatı sürekli bir yargılamaya dönüşür. Bu illa mahkeme salonundaki biçimiyle bir yargılanma değildir, gerçi mahkeme salonları her zaman yakınlardadır; daha derin ve daha yorucu bir anlamda, insanın her jesti, her sözü, her tercihi, her ilişkisi potansiyel olarak suç unsuru hâline gelir. İnsan, bir bakıma, sürekli sorgulanıyormuş gibi yaşar.
Kemal Kılıçdaroğlu’ndan mutlak butlan tepkisi: “Hayırlı olsun”
CHP için mutlak butlan çıktı
Muhalefet, mutlak butlan kararına ne tepki verdi?
CHP’ye mutlak butlan: Ruşen Çakır uzman konuklarla değerlendirdi
Bu atmosfer yalnızca büyük siyasal olaylarla ortaya çıkmaz — gözaltılarla, soruşturmalarla, televizyonlardan servis edilen suçlamalarla ya da baskınlarla. Yavaş yavaş gündelik hayatın içine sızar. Muhalefetin yönettiği bir belediyede çalışan bir bürokrat, kendisini bir anda yoğun bir yargı baskısının altında bulabilir. Yargı mekanizması artık yalnızca hukuki bir kurum gibi işlemez; anlatılar üretmenin, itiraflar çıkarmanın, hikâyeler kurmanın bir aracına dönüşür. İnsanlar işlemedikleri suçları kabul etmeye, kendilerini suçlayacak ifadeler vermeye, önceden yazılmış siyasal senaryoyu doğrulamaya zorlanırlar.
Ve böyle bir iklim yerleştiğinde artık hiçbir şey yalnızca kişisel kalmaz.
Bir kadının ne giydiği siyasal hâle gelir. Bir insanın cinsel yönelimi siyasal hâle gelir. Dışarı çıkmak, bir şarkı söylemek, bir yerde görünmek, internette yorum yapmak — bütün bunlar belli ölçüde cesaret gerektirmeye başlar. Yalnızca aşk hakkında olan bir şarkı bile şüpheli hâle gelir; çünkü atmosferin kendisi zaten şüpheyle örülmüştür. Sıradan olan şeyler siyasal ağırlık kazanır; çünkü otoriterlik özel hayat ile siyasal teşhir arasındaki sınırı siler.
Böyle anlarda gündelik hayatın kendisi bir cesaret performansına dönüşür.
Toplumun yorulan cesareti
Belki de otoriter baskının en yıpratıcı tarafı tam da insanlardan sıradan kalabilmek için kahraman olmalarını istenmesidir.
Bunun ne kadar yıkıcı olduğunu küçümsememek gerekir. Kahramanlık bir toplumun sürdürülebilir normu olamaz. Her bireyin yalnızca onurunu koruyabilmek için sürekli olağanüstü bir cesaret göstermesi gereken bir toplum sağlıklı biçimde işleyemez. Ama giderek otoriterleşen koşullar tam olarak bunu üretir. Sıradan davranışları bile direniş göstergesine dönüştürür.
Apaçık bir yalana ortak olmayı reddeden öğretmen. Tehdide rağmen bir meselenin izini sürmeye çalışan gazeteci. Kendisine dayatılan kurgulanmış suçlamaları kabul etmeyen belediye çalışanı. Açık konuşmaya devam eden öğrenci. Sürekli propagandaya rağmen muhalefeti desteklemeyi sürdüren yurttaş. Bunlar artık sıradan demokratik davranışlar gibi görülmez; risk gerektiren eylemlere dönüşür.
Ve belki de otoriterliğin asıl şiddeti burada yatar: yalnızca baskının kendisinde değil, korkunun bütün topluma dağıtılmasında.
Korku ve cesaret gerilimi, kamusal hayatı örgütlemeye başlar.
Bu baskı özellikle gazetecilikte ve siyasal yorumculukta görünür hâle gelir. Gazeteciler, bağımsız yorumcular, alternatif medya figürleri — çoğu herhangi bir kurumsal korumadan yoksun biçimde çalışırken aynı zamanda hukuki tehditlere, ekonomik baskılara, hedef göstermelere ve hapis ihtimaline maruz kalır. Böyle koşullarda bağımsızlığın kendisi bile sarsılmaya başlar.
Bu durum her zaman açık bir iktidar desteği üretmez. Daha çok bir tereddüt üretir. Dikkatli kurulmuş cümleler. Eşit olmayan tarafları eşitmiş gibi gösteren çerçeveler.
Bunu Özgür Özel ile Akın Gürlek arasındaki gerilimlerin, özellikle de Gürlek’in malvarlığına ilişkin tartışmaların sunuluş biçiminde görmek mümkün. Mesele çoğu zaman iki siyasal aktör arasındaki sıradan bir “çatışma” ya da “mücadele” gibi çerçeveleniyor. Oysa bu çerçeveleme bile başlı başına oldukça problemli.
Çünkü ortada simetrik bir konum yok.
Bir tarafta iktidarın baskı mekanizmalarına karşı durmaya çalışan bir muhalefet figürü bulunuyor. Diğer tarafta ise birçok kişinin, muhalefeti bastırmak için giderek daha fazla siyasal biçimde mobilize edildiğini düşündüğü bir yargı........
