Müge İplikçi yazdı: Nobel ödülü

Unutulmuş bir öğle sonrası. O gün garip bir gündü. Washington’a pek de alışılmadık bir yağmur yağıverdi. İnsanlar, böylesi bir yağmurun, aslında ta Karakas’tan, Maracaibo Gölü’nün üzerinden yola çıkan bir bulutun gözyaşları olduğunu söyleyeceklerdi sonradan. Bu garip yağmur damlaları, Beyaz Saray’ın gizli pencerelerinde sanki uzak ve unutulmuş bir devrimin kayıp harflerini tersten yazarcasına aşağıdan yukarıya doğru süzülüyorlardı.

Oval Ofis’te zamanın geleneksel akışı durmuş gibiydi. Kapılar şaşaayla açıldı ve işte oradaydı adam: Başkan Donald Trump. Koltuğunda otururken, etrafında uçuşan nice geçmiş başkanın hayaletlerini de görüyordu. Öyle ya, onlar da bir zamanlar bu odada, dökme altından yapılma küçük nesnelerle çevrili oldukları o mekânda büyülü olduklarını sanmışlardı. Derken asıl kapı açılıverdi ve içeriye María Corina Machado girdi.

Onun girişiyle birlikte odaya Latin Amerika’nın sıcak, baharat kokulu siyasi melankolisi de doldu. Sanki bütün kaybolmuş darbe girişimlerinin, başarısız ayaklanmaların o garip ruhu, onun gözle görünmez şeffaf pelerininin eteğinde sürükleniyordu. María Corina Machado o odaya o garip tılsımıyla girdiğinde, umulmadık biçimde bağrından kırmızı kadifeden bir kutu çıkardı. Ve kutuyu kayıtsız görünmeye çalışan bir edayla açtığında, içinden yalnızca bir madalya değil binlerce çatışmadan süzülmüş garip bir hayal de yükseliverdi; yağmurlu pencerelerin üzerine bir buğu gibi çöküverdi. Nobel Madalyası, kadının avucunda soğuk değil, tam........

© Medyascope