Müge İplikçi yazdı – American Fiction: Yayıncılık, ödüller ve edebiyatın anlamı |
Yıllar geçse de kültür hayatında pek bir şey değişmiyor. Bu yüzdendir romandan (Percival Everett’in 2001 tarihli Erasure adlı romanından) filme uyarlanan ve iki yıl önce çekilmiş olsa da güncelliğini koruyan bir filmden bahsetmek istiyorum size: American Fiction (Amerikan romanı diye çevirebiliriz).
Cord Jefferson’ın yönettiği ve 2023 yapımı olan American Fiction, günümüz edebiyat ve yayıncılık dünyasına keskin bir eleştiri getiren önemli bir film. Jeffrey Wright, Tracee Ellis Ross, John Ortiz ve Erika Alexander gibi oyuncuların başarılı performanslarıyla hayat bulan yapım, Akademi Ödülleri’nde “En İyi Uyarlama Senaryo” ödülünü kazanmış ve toplam dört dalda aday gösterilmiş. Ayrıca 2023 Toronto Film Festivali’nde “Halkın Seçimi Ödülü”nü alarak izleyici ve eleştirmenlerden büyük beğeni toplamış.
Film, 2000’li yılların Amerikan edebiyat ortamını ve yayıncılık sektörünün işleyişini mercek altına alıyor. Ancak filmin eleştirdiği mekanizmalar yalnızca Amerika’ya özgü değil. Film, küresel ölçekte benzer sorunların yaşandığı bir dönemde, Türkiye’nin de dahil olabileceği birçok ülkede, yayıncılık piyasasında karşılık bulacak evrensel bir tartışma sunuyor. Edebi derinlikten ziyade “pazara uygunluk”, “kolay tüketilebilirlik” ve belirli sosyal kimliklere dair beklentileri karşılayan klişelerin öne çıktığı bir seçim mekanizması ile karşı karşıyayız… “Toplumsal travma anlatıları” gibi temaların, bazen içerikten çok daha pazarlanabilir bir kimlik etiketi olarak kullanıldığı ve elbette ödül sistemlerini yönlendirdiği bir piyasa bu.
Film, edebiyata ve evrensel bir dile sadık kalmaya çalışan siyahi bir yazar ve akademisyen olan Monk’un (Jeffrey Wright) hikayesini anlatıyor. Monk, eserlerinde “siyahi sorunsalı” vurgulamak yerine insani ve evrensel temalar işlemeyi tercih eden, ancak bu nedenle yayıncılar tarafından ilgi görmeyen bir karakterdir. Onun öfkesinin ve hayal kırıklığının somut hedefi ise, tam zıttı bir yoldan büyük başarı kazanmış olan Sintara Golden adlı bir kadın yazardır. Golden’ın “We’s Lives in Da Ghetto” adlı kitabı, beyaz yayıncıların ve entelektüel çevrenin “otantik siyahi deneyim” olarak pazarladığı tüm klişeleri (şiddet, argo, toplumsal mağduriyet) barındırmaktadır. Monk’un Sintara Golden’a “kıl olması” ise, asıl olarak, onun ticari başarısını kıskanması değil, kendi savunduğu derinlikli edebiyatı hiçe sayan bir sistem tarafından ödüllendirilmesinden kaynaklıdır. Ancak, filmin de işaret ettiği biçimde Sintara Golden karakteri........