menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yönetmen Seyfettin Tokmak ile söyleşi: “Bir taraf tutacaksam çocukların tarafındayım”

13 0
25.02.2026

Son güncelleme: 25 Şubat 2026 -

Yönetmen Seyfettin Tokmak ile söyleşi: “Bir taraf tutacaksam çocukların tarafındayım”

25 Şubat 2026 Çarşamba

Seyfettin Tokmak’ın yazıp yönettiği “Tavşan İmparatorluğu” filmi geride bıraktığımız yılda hem Antalya Altın Portakal hem Ankara Film Festivali’nde en iyi film ödül başta olmak üzere sayısız ödül topladı. 6 Mart’ta vizyona girecek olan filmle ilgili yönetmen Seyfettin Tokmak ile film hakkında konuştuk. Mağara, ışıklar, gölgeler, sis ve insan suskunluğu arasında bir direnç hikayesi anlatan Tokmak, yetişkin dünyasına dair de gözlemlerini aktarıyor. Tokmak, “Bir taraf tutacaksam çocukların tarafındayım” diyor. 

Seyfettin Tokmak’ın çok iyi bildiği Elazığ coğrafyasında çocuklara ve hayvanlara dair güçlü imgelerle kurduğu gerçekçi çalışmasının ayrıntılarını sorduk. Sözü yönetmen ve senarist Seyfettin Tokmak’a bırakıyoruz. 

Öncelikle 2025 yılında Türkiye’nin en köklü film festivali olan Altın Portakal’da ve entelektüel yanıyla öne çıkan Ankara Film Festivali’nde filminiz büyük başarı elde etti. Siz bu başarı karşısında ne hissediyorsunuz?

Filmin aldığı ödüller dolayısıyla yaşadığım gururu tarif etmem çok zor. Çok kıymetli jüri üyelerinin filmimize gösterdiği ilgi alaka verdiğimiz emeğin, çekilen sayısız sıkıntının ilacı gibi oldu. Bir yönetmen, senarist olarak duygularının peşinde koştuğun hikayeleri film yapmak artık gerçekten çok zor ve koşulları giderek zorlaşıyor. Ödüller film yapma tutkusunu harlayan da bir durum. Ekip olarak çok mutlu olduğumuz bir süreç oldu.

Filmin aldığı ödüller dolayısıyla yaşadığım gururu tarif etmem çok zor. Çok kıymetli jüri üyelerinin filmimize gösterdiği ilgi alaka verdiğimiz emeğin, çekilen sayısız sıkıntının ilacı gibi oldu. Bir yönetmen, senarist olarak duygularının peşinde koştuğun hikayeleri film yapmak artık gerçekten çok zor ve koşulları giderek zorlaşıyor. Ödüller film yapma tutkusunu harlayan da bir durum. Ekip olarak çok mutlu olduğumuz bir süreç oldu.

İlk sorumdan devamla, “Tavşan İmparatorluğu” filmi bu başarısına koşut olarak tartışıldı mı? Basın ve sinema dünyası bu filmi ne kadar gördü?

Filmin yarattığı etkiden, insanlarda hissettirdiklerinden çok mutluyum. Basın ve sinema dünyası ölçeğinde değerlendirme yapmam çok güç. Fakat filmin anlaşıldığı, ne yapmak istediğimin görüldüğü duyulduğu yazılar okuyup, röportajlar yaptım. Popüler bir film yapmadığımı zaten bildiğim için etki yaratmasının da zaman alacağını düşünüyorum. Kaotik bir dönemdeyiz, bu dönemlerde bu biçimdeki işler kulaktan kulağa yayılır. Yaşayıp göreceğiz.

Filmin yarattığı etkiden, insanlarda hissettirdiklerinden çok mutluyum. Basın ve sinema dünyası ölçeğinde değerlendirme yapmam çok güç. Fakat filmin anlaşıldığı, ne yapmak istediğimin görüldüğü duyulduğu yazılar okuyup, röportajlar yaptım. Popüler bir film yapmadığımı zaten bildiğim için etki yaratmasının da zaman alacağını düşünüyorum. Kaotik bir dönemdeyiz, bu dönemlerde bu biçimdeki işler kulaktan kulağa yayılır. Yaşayıp göreceğiz.

Çocukluğun arkeolojisi

Filmi biraz tartışalım… Sizin Elazığlı olduğunuzu biliyoruz. Filmde Elazığ coğrafyasını tercih ediyorsunuz. Bu filminiz için “eve dönüş” ya da “geriye bakma” filmi diyebilir miyiz, yoksa daha erken mi?

Benim açımdan kazma küreği elime alıp geriye döndüğüm bir film. Çocukluk çağı insan hayatı için çok kritik bir dönem, dünyayı, insanları perdesiz görebildiğin bir zaman dilimi. Ben hikayeyi kurmaya başladığım andan itibaren hep kendi çocukluğumu kazdım, filmin mekanı olarak Elazığ’ı seçmekten başka şansım yok gibiydi. Her şey sanki Murathan Mungan’ın şiiri gibi “Ya dışındasındır çemberin, Ya da içinde yer alacaksın. Kendin içindeyken, kafan dışındaysa. Çaresi yok kardeşim”, bu filmi orada çekeceksin durumu. En güzel şansım ise filmde yaratmaya çalıştığım zamansız-mekansız dünyanın Elazığ’da var olmasıydı. 

Benim açımdan kazma küreği elime alıp geriye döndüğüm bir film. Çocukluk çağı insan hayatı için çok kritik bir dönem, dünyayı, insanları perdesiz görebildiğin bir zaman dilimi. Ben hikayeyi kurmaya başladığım andan itibaren hep kendi çocukluğumu kazdım, filmin mekanı olarak Elazığ’ı seçmekten başka şansım yok gibiydi. Her şey sanki Murathan Mungan’ın şiiri gibi “Ya dışındasındır çemberin, Ya da içinde yer alacaksın. Kendin içindeyken, kafan dışındaysa. Çaresi yok kardeşim”, bu filmi orada çekeceksin durumu. En güzel şansım ise filmde yaratmaya çalıştığım zamansız-mekansız dünyanın Elazığ’da var olmasıydı. 

“Tavşan İmparatorluğu”nda çocuklar ve hayvanlar sadece oyunculuk ve görünme anlamında değil, filmin yaratıcısının mesajını taşıma açısından da “kahraman”dırlar. Yetişkinlerin eril dünyasının kötülüğünü ise fazlasıyla hissediyoruz. Yetişkin dünyasından birini iyiliğiyle pek de öne çıkarmamanızdaki amaç neydi?

Çocuklar ve hayvanlar filmin en önemli karakterleri, bütün hikayeyi onların yaşadıkları üzerine kurdum. Benim bu yetişkinlerin kötülüğü meselesini çocuklarla yaptığım çalışmalarda hissettiklerim yarattı sanırım. Göçmen çocuklarla, yetiştirme yurdunda yaptığım belgeselde, Çocuk cezaevinde verdiğim derslerde hep yetişkinlerin yarattığı yıkımla karşılaştım. Ön yargılar geliştirmiş olabilirim. Ama o çocuklardaki travmaların hepsinin kaynağı aileleri veya çevrelerindeki yetişkinlerdi. Özellikle erkek yetişkinlerin yaşayamadıkları çocuklukların acısını çocuklardan çıkardıklarını gördüm. Yetişkinlerde çocuklara dair dinmez bir haset var. Çocuklardaki hayale, umuda haset ediyorlar. Bütün yetişkinlerin bu şekilde baktığını söyleyemem.  Ama bir taraf tutacaksam çocukların tarafındayım.  

Çocuklar ve hayvanlar filmin en önemli karakterleri, bütün hikayeyi onların yaşadıkları üzerine kurdum. Benim bu yetişkinlerin kötülüğü meselesini çocuklarla yaptığım çalışmalarda hissettiklerim yarattı sanırım. Göçmen çocuklarla, yetiştirme yurdunda yaptığım belgeselde, Çocuk cezaevinde verdiğim derslerde hep yetişkinlerin yarattığı yıkımla karşılaştım. Ön yargılar geliştirmiş olabilirim. Ama o çocuklardaki travmaların hepsinin kaynağı aileleri veya çevrelerindeki yetişkinlerdi. Özellikle erkek yetişkinlerin yaşayamadıkları çocuklukların acısını çocuklardan çıkardıklarını gördüm. Yetişkinlerde çocuklara dair dinmez bir haset var. Çocuklardaki hayale, umuda haset ediyorlar. Bütün yetişkinlerin bu şekilde baktığını söyleyemem.  Ama bir taraf tutacaksam çocukların tarafındayım.  

Canetti’nin ilham veren cümlesi

İnsanların hayvanlar üzerinde kurduğu egemenlik ve sömürü hem politik hem felsefi olarak sık sık gündeme geliyor. Filminizde “Tavşan kaç tazı tut” deyimini hatırlatırcasına tavşanların salınıp tazıların onları yakalaması için yarıştırıldığını görüyoruz. Bu yarışa dair anlattıklarınızın gözlem sürecini ve biraz da metaforik yönünü anlatır mısınız?

Filmi yazarken aklımdaki düşüncelerden biri yetişkinlerin çocukların, hayvanların dünyasına nasıl saldırılar gerçekleştirdiğiydi. Çocukları tavşanlar aracığıyla anlatmak istedim. Tavşanların tabiattaki en savunmasız hayvanlar olduğunu bilince, evrimsel olarak kaçmaktan ve çoğalmaktan başka bir savunmaları yok yırtıcıların dünyasında. O yüzden tavşanları seçmem anlatmak istediklerim için metaforik olarak çok derin bir imkan sunuyordu. Bir diğer ayrıntıda Elias Canetti’nin “Hayvanlar Üzerine” adlı kitabında karşılaştığım hayvanlar ve çocukların yaşadıklarını anlattığı cümleler oldu. Canetti’nin “Kaçmayan her şey yakalanır, yakalanan her şey parçalanır” cümlesi. Tazı tavşan yarışlarına beni götüren fikir buydu sanırım. Hayatımda hiç görmedim böyle bir yarış, ama kurmaca dünyasına girince filmin iç dünyasını yaratacak sahneler geliştirmek zor olmuyor. Yarışlar aracılığıyla erkek dünyasını en acımasız haliyle anlatabileceğimi fark ettim. Yarışlar aracılığıyla Beko’yu, Muzaffer’i çok iyi tanıyoruz, diğer taraftan Musa’nın hayatla kurduğu ilişkiyi, motivasyonunu anlatmak içinde önemli bir işlevi var. Sahneleri kurarken erkeklerin en primitif hallerini görmek için yarışlara bakmam gerektiğini biliyordum. googletag.cmd.push(function() { googletag.display('inline_ad'); });

Filmi yazarken aklımdaki düşüncelerden biri yetişkinlerin çocukların, hayvanların dünyasına nasıl saldırılar gerçekleştirdiğiydi. Çocukları tavşanlar aracığıyla anlatmak istedim. Tavşanların tabiattaki en savunmasız hayvanlar olduğunu bilince, evrimsel olarak kaçmaktan ve çoğalmaktan başka bir savunmaları yok yırtıcıların dünyasında. O yüzden tavşanları seçmem anlatmak istediklerim için metaforik olarak çok derin bir imkan sunuyordu. Bir diğer ayrıntıda Elias Canetti’nin “Hayvanlar Üzerine” adlı kitabında karşılaştığım hayvanlar ve çocukların yaşadıklarını anlattığı cümleler oldu. Canetti’nin “Kaçmayan her şey yakalanır, yakalanan her şey parçalanır” cümlesi. Tazı tavşan yarışlarına beni götüren fikir buydu sanırım. Hayatımda hiç görmedim böyle bir yarış, ama kurmaca dünyasına girince filmin iç dünyasını yaratacak sahneler geliştirmek zor olmuyor. Yarışlar aracılığıyla erkek dünyasını en acımasız haliyle anlatabileceğimi fark ettim. Yarışlar aracılığıyla Beko’yu, Muzaffer’i çok iyi tanıyoruz, diğer taraftan Musa’nın hayatla kurduğu ilişkiyi, motivasyonunu anlatmak içinde önemli bir işlevi var. Sahneleri kurarken erkeklerin en primitif hallerini görmek için yarışlara bakmam gerektiğini biliyordum.

Filmde ilham verici çokça sahne olduğunu söylememe izin verin. En çok da mağara ve ışıklar. Işıklar ve renkler konusunda bize neler söylemek istersiniz?

Çocukken benim hayal dünyamı besleyen küçük ayrıntılar vardı; kışın yattığımız odadaki sobanın içindeki alevlerin tavanda yarattığı yansımalar, uyuyamadığım zamanlarda yoldan geçen arabaların tavanda yarattığı ışık geçişleri… Bu durumları senaryoyu yazarken Musa’yı yaşadığı derin melankoliden kurtarmak için kullandım. Sonrasında bu ışık parçacıklarını filmde nasıl bir bütün haline getiririmi düşünmeye başlayınca tazılardaki ışıklı ledler, evdeki sürekli yanan ocak ve mağaradaki camera obscura fikirleri gelişmeye başladı. Örneğin Musa’nın kullandığı el feneri ile Beko’nun kullandığı el feneri arasında bile farklı ışık değerleri var. Hayalet, kaçak Mavi karakterinin tasmasındaki mavi ışığın filmde anlatmaya çalıştığı meseleler var. Ama Musa ölçeğinden bakarsak ışıklar onun hayatta kalmasını sağlayan en önemli unsur. 

Çocukken benim hayal dünyamı besleyen küçük ayrıntılar vardı; kışın yattığımız odadaki sobanın içindeki alevlerin tavanda yarattığı yansımalar, uyuyamadığım zamanlarda yoldan geçen arabaların tavanda yarattığı ışık geçişleri… Bu durumları senaryoyu yazarken Musa’yı yaşadığı derin melankoliden kurtarmak için kullandım. Sonrasında bu ışık parçacıklarını filmde nasıl bir bütün haline getiririmi düşünmeye başlayınca tazılardaki ışıklı ledler, evdeki sürekli yanan ocak ve mağaradaki camera obscura fikirleri gelişmeye başladı. Örneğin Musa’nın kullandığı el feneri ile Beko’nun kullandığı el feneri arasında bile farklı ışık değerleri var. Hayalet, kaçak Mavi karakterinin tasmasındaki mavi ışığın filmde anlatmaya çalıştığı meseleler var. Ama Musa ölçeğinden bakarsak ışıklar onun hayatta kalmasını sağlayan en önemli unsur. 

Sis ve ışığın dengesi

Filmin atmosferinin epeyce sisli ve bulanık olduğunu görüyoruz. Buna karşılık izleyiciye bunalım aşılamayan umutlu bir anlatımınız da var. Bunca sisin, bulutun ve gece karanlığının içinde dengeyi korumak zor değil mi?

Önceki soruya verdiğim yanıtta anlattığım meseleyi görünür kılmak için bu karanlık, puslu atmosferi kurmam gerekiyordu. Musa fiziksel anlamda karanlık sert bir evrende yaşasa da ruhsal ve metaforik anlamda da bir karanlığın içinde olduğunu aktarmak için böyle bir atmosfer tasarlamak gerekiyordu. Bu durum günümüz seyircisi için çok tercih edilen bir anlatı biçimi değil. Karanlık sahnelerin fazlalığı zorlayıcı olabiliyor. Ama Musa’ya dair umudu taşıyan minik ışık parçacıkları karanlığı dağıtmak için varlar. Aynı zamanda zamansız mekânsız bir atmosfer içinde gerekli olan bir ihtiyaçtı.  Filmin çekim süreci açısından bakarsak Işık Şefi arkadaşımız bu durumdan çok keyif almıyordu. Çünkü genellikle doğal ışık kullandık çok az sahnede yapay ışık kullandık. 

Önceki soruya verdiğim yanıtta anlattığım meseleyi görünür kılmak için bu karanlık, puslu atmosferi kurmam gerekiyordu. Musa fiziksel anlamda karanlık sert bir evrende yaşasa da ruhsal ve metaforik anlamda da bir karanlığın içinde olduğunu aktarmak için böyle bir atmosfer tasarlamak gerekiyordu. Bu durum günümüz seyircisi için çok tercih edilen bir anlatı biçimi değil. Karanlık sahnelerin fazlalığı zorlayıcı olabiliyor. Ama Musa’ya dair umudu taşıyan minik ışık parçacıkları karanlığı dağıtmak için varlar. Aynı zamanda zamansız mekânsız bir atmosfer içinde gerekli olan bir ihtiyaçtı. 

Filmin çekim süreci açısından bakarsak Işık Şefi arkadaşımız bu durumdan çok keyif almıyordu. Çünkü genellikle doğal ışık kullandık çok az sahnede yapay ışık kullandık. 

Sistemin açıklarını kullanan ve buna çocukları alet eden aracı ve asalak bir sınıfın kötülüğünü izliyoruz. Belki evvelden sorduğum soruyla benzerlik içerecek ancak, buna itiraz etmeyen bir yetişkinin dahi olmaması dikkat çekici. Taşrada böyle bir kötülük ittifakı sizce de ürkütücü değil mi? 

Yıllar önce Lars Von Trier’in “Dogville” filmini izleyince çok moralim bozulmuştu. Trier’in anlattığı benim anlatmak istediğim bir sosyolojik tespitti. Fakat öyle muhteşem anlatmıştı ki aşabilmek çok zor. Umudun, çocukluğun öldüğü yerlerde hele bir de yoksulluk beraberinde gidiyorsa sosyoloji psikolojinin ağzını burnunu kırar. Sosyoloji kurallara bakar, merhametle vicdanla ilgilenmez. Muzaffer karakteri ekseninde anlatmaya çalıştığım durum; itaat kültürü, bir çeşit madunluk. Gücün baskısını içselleştirince insanlık zımparalanmaya başlıyor, bu yüzden ses çıkarmıyorlar.

Yıllar önce Lars Von Trier’in “Dogville” filmini izleyince çok moralim bozulmuştu. Trier’in anlattığı benim anlatmak istediğim bir sosyolojik tespitti. Fakat öyle muhteşem anlatmıştı ki aşabilmek çok zor. Umudun, çocukluğun öldüğü yerlerde hele bir de yoksulluk beraberinde gidiyorsa sosyoloji psikolojinin ağzını burnunu kırar. Sosyoloji kurallara bakar, merhametle vicdanla ilgilenmez. Muzaffer karakteri ekseninde anlatmaya çalıştığım durum; itaat kültürü, bir çeşit madunluk. Gücün baskısını içselleştirince insanlık zımparalanmaya başlıyor, bu yüzden ses çıkarmıyorlar.

Alpay Kaya’nın oyunculuğu

Biraz oyuncu seçiminden söz edelim isterseniz. Ben Musa’yı oynayan Alpay Kaya’nın filmi sürüklediğini düşünüyorum. Siz neler söylemek istersiniz? 

Alpay Kaya filmin kendisi zaten, Alpay’ın yani Musa’nın değdiğini, gördüğünü, yaşadığını seyirci deneyimliyor. Alpay’ın karakteristik özelliklerinin filmdeki Musa’yı tasarlamamda çok büyük katkıları var. Özellikle hayvanlarla kurduğu gizli ilişki günümüz insanının tanımlayabileceği bir durum değil. Alpay en hakiki haliyle bir çocukluk yaşıyor. Hilmi Yavuz’un bir kitabında okuduğum cümlenin tam hali: Mahrumiyet, mahremiyettir. Çocukluk mahremiyetine sahip olduğu için Musa’yı anlamakta ve oynamakta hiç zorlanmadı. 

Alpay Kaya filmin kendisi zaten, Alpay’ın yani Musa’nın değdiğini, gördüğünü, yaşadığını seyirci deneyimliyor. Alpay’ın karakteristik özelliklerinin filmdeki Musa’yı tasarlamamda çok büyük katkıları var. Özellikle hayvanlarla kurduğu gizli ilişki günümüz insanının tanımlayabileceği bir durum değil. Alpay en hakiki haliyle bir çocukluk yaşıyor. Hilmi Yavuz’un bir kitabında okuduğum cümlenin tam hali: Mahrumiyet, mahremiyettir. Çocukluk mahremiyetine sahip olduğu için Musa’yı anlamakta ve oynamakta hiç zorlanmadı. 

Bu soruyu belki Alpay Kaya’ya sormak gerekir ama biraz genelleştirerek sorabilirim sanırım. Sizin gibi yönetmenlerin, sinemacıların dikkati ve desteği sayesinde oyunculuğa adım atanların sinemada kalıcı olabilmek adına ne yapması gerekir? Var mı bir tavsiyeniz? 

Haddim olduğunu düşündüğüm bir durum değil. Fakat şunu söyleyebilirim. Oyunculukta kendinden haberdar olmak çok önemli, marazlarınla yüzleşmek, kendini derinlemesine tanımak her şeyde olduğu gibi oyunculuk içinde çok önemli. Zamanın ruhu görünmek üzerine kurulu ona yapacak bir şey yok fakat saklanmakta çok geliştirici olabiliyor. Sıradanlık gelir elde ettirebiliyor ama sürdürülebilir bir durum değil.  

Haddim olduğunu düşündüğüm bir durum değil. Fakat şunu söyleyebilirim. Oyunculukta kendinden haberdar olmak çok önemli, marazlarınla yüzleşmek, kendini derinlemesine tanımak her şeyde olduğu gibi oyunculuk içinde çok önemli. Zamanın ruhu görünmek üzerine kurulu ona yapacak bir şey yok fakat saklanmakta çok geliştirici olabiliyor. Sıradanlık gelir elde ettirebiliyor ama sürdürülebilir bir durum değil.  

Gizlice ilerleyen müzik

Festivalde filmi izledikten sonra da yazmıştım. Erkan Oğur’un müzikleri atmosfere çok yakışmıştı. Filminizin başarısında bu müziğe nasıl bir pay biçiyorsunuz? 

Erkan hocamı 30 yıldır takip ediyorum. Öncelikle hemşeriyiz, ben de Harput musikisini çocukluğumdan beri severek dinliyorum. Erkan hocam benim için hep rol model olmuş bir kişiydi. Filmi Elazığ’da çekmeye karar verdiğim an müzikleri konusunda kapısını çalmaya cüret edeceğim ilk kişiydi. Erkan Oğur’un icra ettiği her şarkıda onun ruhundan parçalar görürsünüz, Tavşan İmparatorluğu filmine de Musa’nın dünyasını, yasını anlamada da çok ince dokunuşlar yaptığını düşünüyorum. Erkan hocamla filmin içinde gizlice ilerleyen bir müzik atmosferi yarattık. Filmin şiirsel gerçekçi dünyasını oluşturan en önemli unsurlardan biri de Erkan Oğur’un müzikleri.  

Erkan hocamı 30 yıldır takip ediyorum. Öncelikle hemşeriyiz, ben de Harput musikisini çocukluğumdan beri severek dinliyorum. Erkan hocam benim için hep rol model olmuş bir kişiydi. Filmi Elazığ’da çekmeye karar verdiğim an müzikleri konusunda kapısını çalmaya cüret edeceğim ilk kişiydi. Erkan Oğur’un icra ettiği her şarkıda onun ruhundan parçalar görürsünüz, Tavşan İmparatorluğu filmine de Musa’nın dünyasını, yasını anlamada da çok ince dokunuşlar yaptığını düşünüyorum. Erkan hocamla filmin içinde gizlice ilerleyen bir müzik atmosferi yarattık. Filmin şiirsel gerçekçi dünyasını oluşturan en önemli unsurlardan biri de Erkan Oğur’un müzikleri.  

Masanızda ve kafanızda olan çalışmaları da konuşmak isterim. Bize verebileceğiniz bir ipucu var mı?

Şimdi üzerine çalıştığım senaryom, “Çocukluğun Ölümü”. İçimizde ölen çocukluğa dair bir film hikayesi. Ayrıca “Teşrih” adında 1840’lar Osmanlısına dair yazdığımız bir dizi senaryomuz var. Onun üzerine çalışıyoruz.

Şimdi üzerine çalıştığım senaryom, “Çocukluğun Ölümü”. İçimizde ölen çocukluğa dair bir film hikayesi. Ayrıca “Teşrih” adında 1840’lar Osmanlısına dair yazdığımız bir dizi senaryomuz var. Onun üzerine çalışıyoruz.

filmler ve film festivalleri

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Medyascope'u Google Haberler üzerinden takip edin

Medyascope'un mobil uygulamasını indirin

Berlin’den ödülle dönmüşlerdi: Sarı Zarflar ve Kurtuluş’un vizyon tarihi belli oldu

10 soruda Emin Alper olayı: Neden tepki topladı, neden takdir edildi?

Cihan Ataş yazdı | Romantizmin sisinde bir saplantı hikâyesi: Uğultulu Tepeler neden hâlâ büyülüyor?

Mazlum Vesek / Diğer içerikleri

Mazlum Vesek yazdı: Işık Öğütçü’nün şiirleri Japoncaya çevrildi

Mazlum Vesek yazdı: Şiirin “alacakaranlığı”, fuarın sessizliği

Mazlum Vesek yazdı – Cemal Süreya’nın son yazısı: Sivas’ta açık sinema, Kars’ta kapalı

Mazlum Vesek yazdı: İdil’den Nilüfer’e Rıfat Ilgaz’ın peşinde

Mazlum Vesek yazdı – “Gaz Lambası”ndan yansıyan ekmek ve barış şarkıları: Haygazun Kalustyan

Mazlum Vesek yazdı – Tavşanlar, çocuklar, yaşlanan yazarlar, Yaşar Kemal: Ankara Film Festivali Ödül Töreni

Haftanın en popüler içerikleri

Ukrayna‑Rusya savaşının 5 dönüm noktası

Gazeteci Alican Uludağ tutuklandı

Aynı Yağmur Altında dizisinin yapım şirketi “domuz eti” sahnesini savundu: “Bağlamından koparılan tartışmalar inancımızı…

Cihan Ataş yazdı | Romantizmin sisinde bir saplantı hikâyesi: Uğultulu Tepeler neden hâlâ büyülüyor?

Çocuklara sosyal medya yasağı Türkiye’de nasıl uygulanacak?

Alican Uludağ’ın savunmasının tam metni: “Geride iki çocuğunu bırakmış bir baba olarak bu zulme ortak olmayın”

CIA ve MI6 işgali aylar önceden öğrendi, ancak savaş yine de durdurulamadı

Devlet Bahçeli: “Terörsüz Türkiye’ye hizmet eden İmralı’nın statü açığı nasıl kapatılacaktır?”

Orhan Veli Kanık’ın doğduğu ev satışa çıkarıldı

Futbolda bahis ve şike operasyonu: 32 gözaltı

Medyascope'un günlük e-bülteni

Editörlerimizin derlediği öngörüler, analizler, Türkiye’yi ve dünyayı şekillendiren haberler, Medyascope’un e-bülteni Andaç‘la her gün mail kutunuzda.

Medyascope'u destekle

© 2015-2026 Scope Medya A.Ş.

© 2015-2026 Scope Medya A.Ş.

Kişisel Verilerin Korunması Aydınlatma Metni

İşbu Aydınlatma Metni, Veri Sorumlusu sıfatıyla Maslak Mahallesi, Dereboyu 2. Cadde, No: 15A/70, Ata Center İş Merkezi Kat:G2, Sarıyer/İstanbul adresinde mukim Şirketimiz Scope Medya Ticaret Pazarlama A.Ş.’nin (“Medyascope”) tarafından sağlanan ürün ve hizmetlerin tanıtımı amacıyla internet sitemizde yer alan E-Bülten Aboneliği kısmından elde edilen kişisel verilerin işlenmesine ilişkin olup, Şirketimiz tarafından başta 6698 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (“KVKK”) olmak üzere ilgili mevzuat kapsamında aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmesi amacıyla hazırlanmıştır. Şirketimizin kişisel verilerin korunmasına ilişkin politikaları https://medyascope.tv adresinde yer almaktadır.

İşleme; KVKK’nın 3. maddesinde kişisel verilerin kaydedilmesi, depolanması, muhafaza edilmesi, değiştirilmesi, yeniden düzenlenmesi, açıklanması, aktarılması, devralınması, elde edilebilir hâle getirilmesi, sınıflandırılması işlemleri olarak tanımlanmıştır.

İşlenen Kişisel Verileriniz

İşlenen kişisel verileriniz, E-Bülten Aboneliği aracılığıyla bizimle paylaşmayı tercih ettiğiniz adınız, soyadınız, e-posta adresinizdir.

Kişisel Verilerin Toplanma Yöntemi ve Hukuki Sebebi

Kişisel verileriniz, şirketimiz tarafından sağlanan ürün ve hizmetler kapsamında promosyon, kampanya ve tanıtım faaliyetlerinin yürütülmesi sırasında internet sitemizde yer alan E-Bülten Aboneliği bölümünde e-posta adreslerini bildiren kişilere Şirketimizin ticari olarak faaliyet gösterdiği alanlarda reklam, tanıtım ve bilgilendirme yapmasına ilişkin sözleşmenin kurulması ve ifası, veri sorumlusunun meşru menfaati ve açık rızanız kapsamında işlenmektedir.

Kişisel Verilerin İşlenme Amaçları

Kişisel verileriniz Şirketimiz tarafından, aşağıdaki belirtilen işleme amaçlarıyla uygun süre zarfında, KVKK’nın 5. ve 6. maddelerinde belirtilen kişisel veri işleme şartları ve amaçları kapsamında işlenecektir:

İletişim faaliyetlerinin yürütülmesi

Reklam / kampanya / promosyon Süreçlerinin Yürütülmesi

Saklama ve arşiv faaliyetlerinin yürütülmesi

Pazarlama analiz çalışmalarının yürütülmesi

Ürün / hizmetlerin pazarlama süreçlerinin yürütülmesi,

Organizasyon ve etkinlik yönetimi

Şirketimizin faaliyet alanlarında reklam, tanıtım ve bilgilendirme hizmeti sağlamak,

Şirketimiz tarafından gönderilen bu e-postalar üzerine gelen talep ve şikayetlerin cevaplanması,

Hukuki bir ihtilafın vuku bulması halinde hukuki işlem yapmak,

Sair tüm yasal yükümlülükler.

Kişisel Verilerin Hangi Amaçlarla Kimlere Aktarılabileceği

Şirketimiz, kişisel verileri “bilme gereği” ve “kullanma gereği” ilkelerine uygun olarak, gerekli veri minimizasyonunu sağlayarak ve gerekli teknik ve idari güvenlik tedbirlerini alarak işlemeye özen göstermektedir ve sadece zorunlu durumlarda üçüncü kişilere aktarmaktadır. Kişisel verileriniz; KVKK’nın 8. ve 9. maddelerinde belirtilen kişisel veri işleme şartları ve amaçları çerçevesinde Şirketimiz ilgili birimlerince işlenmekte ve aşağıda yer verilen amaçlarla üçüncü kişilerle paylaşılmaktadır.

İlgili mevzuatı gereği talep halinde idari makamlara, adli makamlara veya ilgili kolluk kuvvetlerine, yetkili idari ve denetleme kurullarına ve/veya diğer yetkili denetleyici kurum ve kuruluşlara aktarılabilecek ve/veya hukuki bir ihtilaf vuku bulması halinde Şirketimizin hukuki menfaatlerinin korunması amacıyla bu mercilerle ve Şirketimiz avukatları ile paylaşılmaktadır.

Ürün ve hizmetlerimizin tanıtımı amacıyla E- Bülten Aboneliği veri işleme altyapısını tedarik ettiğimiz iş ortağımız, bu bildirimlerin yapılması amacıyla hizmet aldığımız ajanslar ve pazarlama analiz şirketleri ile paylaşılmaktadır.

Kişisel verileriniz e-posta altyapısı ve ilgili hizmetlerinden yararlandığımız hizmet sağlayıcılarımızın yurt dışında bulunan veri depolama sistemleri nedeniyle KVKK’nın 9. maddesindeki şartlardan biri olan açık rıza şartı sağlandığı takdirde yurt dışına aktarılabilmektedir.

Kişisel Verilerin Saklama Süresi

Kişisel verilerinizi, sunduğumuz hizmetlerin mahiyetinden kaynaklanan yükümlülüklerin yerine getirilmesi amacıyla, hizmetlerin sağlandığı süre boyunca ve ardından hukuki yükümlülüklerini yerine getirmek ve meşru menfaatini temin etmek amaçlarıyla ilgili mevzuata uygun olarak, makul süreler boyunca saklayacaktır.

Kişisel Verilerin Silinmesi, Yok Edilmesi ve Anonim Hale Getirilmesi

Kişisel verileriniz KVKK’nın 7. maddesi uyarınca işlenmesini gerektiren sebeplerin ortadan kalkması halinde kişisel veriler re’sen veya kişisel veri sahibinin talebi üzerine tarafımızca silinir, yok edilir veya anonim hale getirilir.

Kişisel Verilerinizin Güvenliği

Bize sağladığınız kişisel verilerin gizliliğini ve güvenliğini korumaya önem veriyoruz. Bu doğrultuda, kişisel verilerinizi yetkisiz erişim, zarar, kayıp veya ifşaya karşı korumak için gerekli teknik ve idari güvenlik önlemleri almaktayız.

Kişisel Veri Sahibi İlgili Kişinin Hakları

Kişisel veri sahibi “İlgili Kişi”, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun 11. maddesinde aşağıda yer verilen haklarını ve taleplerini www.eliteworldhotels.com.tr adresinde yer alan Başvuru Formunu usule uygun olarak doldurmak suretiyle bildirebilecektir.

6698 sayılı KVKK’nın 11. Maddesi kapsamında herkes veri sorumlusu sıfatı ile Şirketimize aşağıdaki hususlarda başvurma hakkına sahiptir:

• Kişisel verilerinizin işlenip işlenmediğini öğrenme,

• İşlenmişse buna ilişkin bilgi talep etme,

• Kişisel verilerinizin işlenme amacını ve bunların amacına uygun kullanılıp kullanılmadığını öğrenme,• Yurt içinde veya yurt dışında aktarıldığı üçüncü kişileri bilme,

• Kişisel verilerin eksik veya yanlış işlenmiş olması halinde bunların düzeltilmesini isteme,

• KVKK’da öngörülen şartlar çerçevesinde kişisel verilerinizin silinmesini veya yok edilmesini isteme,• Yukarıda belirtilen düzeltme, silinme ve yok edilme şeklindeki haklarınız uyarınca yapılan işlemlerin, kişisel verilerin aktarıldığı üçüncü kişilere bildirilmesini isteme,

• İşlenen kişisel verilerinizin münhasıran otomatik sistemler ile analiz edilmesi sureti ile aleyhinize bir sonucun ortaya çıkmasına itiraz etme,

• Kişisel verilerinizin ilgili mevzuata aykırı olarak işlenmesi sebebiyle zarara uğramanız halinde zararınızın giderilmesini talep etme haklarına sahipsiniz.

Hak ve Talepleriniz İçin İletişim

Kişisel verilerinizle ilgili sorularınızı ve taleplerinizi, Veri Sorumlusuna Başvuru Usul ve Esasları hakkında Tebliğ’de belirtilen şartlara uygun düzenlenmiş dilekçeyle aşağıdaki yöntemlerle iletebilirsiniz.

“Şahsen Yazılı Başvuru” yoluna başvuracak İlgili Kişilerin kimliğini tevsik edici belgeleri ibraz etmesi zorunludur. Bu bağlamda Maslak Mahallesi, Dereboyu 2. Cadde, No: 15A/70, Ata Center İş Merkezi Kat: G2, Sarıyer/İstanbul adresine yapacağınız şahsen yazılı başvurularda başvuru formuyla birlikte kimlik fotokopisinin yalnızca ön yüzünün (kan grubu ve din hanesi gözükmeyecek şekilde) ibraz edilmesini rica ederiz.

Başvuru formunun tebligat zarfına veya e-postanın konu kısmına “Kişisel Verilerin Korunması Kanunu İlgili Kişi Talebi” yazılmasını rica ederiz.

Kişisel veri sahipleri olarak, haklarınıza ilişkin taleplerinizi, Medyascope ‘a iletmeniz durumunda Medyascope talebinizi en geç 30 (otuz) gün içinde ücretsiz olarak sonuçlandıracaktır. Ancak, başvurunuza verilecek yanıtın mevzuat uyarınca bir maliyet gerektirmesi halinde Medyascope tarafından Kişisel Verileri Koruma Kurulu tarafından belirlenen tarifedeki ücret talep edilebilecektir.

Ticari Elektronik İleti Gönderimi Hakkında Bilgilendirme

6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ve ilgili mevzuat uyarınca ticari elektronik ileti; telefon, çağrı merkezleri, faks, otomatik arama makineleri, akıllı ses kaydedici sistemler, elektronik posta, kısa mesaj hizmeti gibi vasıtalar kullanılarak elektronik ortamda gerçekleştirilen ve ticari amaçlarla gönderilen veri, ses ve görüntü içerikli iletileri ifade eder.

Ticari elektronik iletiler, alıcılara ancak önceden onayları alınmak kaydıyla gönderilebilir. Ticari Elektronik İleti Yönetim Sistemi (“İYS”) üzerinde onayı bulunmayan alıcılara ticari elektronik ileti gönderilemez. Bu onay, yazılı olarak veya her türlü elektronik iletişim araçlarıyla ya da İYS üzerinden alınabilir. İYS üzerinden alınan onaylarda ise olumlu irade beyanı ve elektronik iletişim adresi yer alır. Alıcılar diledikleri zaman, hiçbir gerekçe belirtmeksizin ticari elektronik iletileri almayı reddedebilir. Alıcının ret bildiriminde bulunması, bildirimin yapıldığı iletişim kanalına ilişkin onayı geçersiz kılar. Alıcı reddetme hakkını İYS üzerinden de kullanabilir.

Alıcının kendisiyle iletişime geçilmesi amacıyla iletişim bilgilerini vermesi halinde, temin edilen mal veya hizmetlere ilişkin değişiklik, kullanım ve bakıma yönelik ticari elektronik iletiler için ayrıca onay alınmaz.

Tacir veya esnaf olan alıcıların elektronik iletişim adreslerine gönderilen ticari elektronik iletiler için önceden onay alınması zorunlu değildir. Ancak tacir ve esnafların ilgili mevzuatta yer alan reddetme hakkını kullanması halinde onayları alınmadan ticari elektronik ileti gönderilemez. Bu kapsamında ileti gönderilmesinden önce tacir veya esnaf olan alıcıların elektronik iletişim adresleri hizmet sağlayıcı tarafından İYS’ye kaydedilir ve İYS üzerinden alıcıların ret hakkını kullanıp kullanmadığı kontrol edilir.

6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ve ilgili mevzuat uyarınca, Scope Medya Ticaret Pazarlama A.Ş.’nin (“Medyascope”) tarafından vermekte olduğumuz hizmetler kapsamında, Medyascope üzerinden temin edilen bilgileriniz doğrultusunda, onay vermeniz halinde E-posta iletişim aracı kullanarak tarafınıza her türlü bilgilendirme, tanıtım, reklam, ürün teklifleri, promosyonlar, kampanyalar, memnuniyet değerlendirme çalışmaları ve duyuruların iletilmesi amacıyla tarafınızla iletişime geçilebilecektir.

6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ve ilgili mevzuat uyarınca ticari elektronik ileti gönderimine dair onay verseniz dahi dilediğiniz zaman, hiçbir gerekçe belirtmeksizin ticari elektronik iletileri almayı reddedebilirsiniz. Ret bildirimini kolay ve ücretsiz bir şekilde olmak üzere e-posta iletişim kanalı ile verebileceğinizi hatırlatmak isteriz. Reddetme hakkınızı İYS üzerinden de kullanabilirsiniz.


© Medyascope