Sabri Ciğerli yazdı | Musti Kusti’nin ışık tuttuğu gerçeklik: “Türkler ve Kürtler birbirini tanımıyor”

Son güncelleme: 5 Nisan 2026 -

Sabri Ciğerli yazdı | Musti Kusti’nin ışık tuttuğu gerçeklik: “Türkler ve Kürtler birbirini tanımıyor”

Günün sosyal medya fenomeni Musti Kusti, Türkiye’nin en derin gerçeğine ışık tutuyor. “Kürtler ve Türkler, asırlardır aynı toprakta yaşıyorlar hala birbirine yabancılar” diyor.

Çoğu zaman bir ülkenin en büyük gerçeğini, o ülkede yaşayanlar değil, dışarıdan gelen görür. Senegal’den Türkiye’ye öğrenci olarak gelmiş, bugün komedyen. Musti Kusti, Türk, Kürt sorununun sebebini ifşa ediyor. Söylediği son derece net. “Türkler Kürtleri tanımıyor”. Yetmiyor, bir adım daha atıyor: “Türkler Kürt şehirlerine gitmiyor, Kürt geleneklerini bilmiyor”.

Böylece Musti Kusti, yerleşik kabulleri sorgulatmaya başladı. Çünkü bu cümle, uzun uzun analiz edilen bir meseleyi tek bir noktaya indiriyor, yakın temas yokluğu.

İtiraz geliyor! “Ama milyonlarca Kürt batı şehirlerinde yaşıyor”. Doğru fakat bu itiraz, sorunu çözmek yerine gizliyor.

Çünkü aynı şehirde, mahallede, binada yaşamak, aynı sokakta yürüyüp birbirinin dünyasına tamamen yabancı kalmak mümkündür. Aynı apartmanı paylaşırlar ama birinin dünyasında diğeri hep dışarıda kalır. Aynı iş yerinde çalışıp birbirinin hikâyesini hiç merak etmeyebilir. Yani fiziksel yakınlık, sosyal yakınlık üretmez, Çoğu zaman yalnızca mesafeyi görünmez kılar.

Selahattin Demirtaş bu durumu yıllar önce farklı bir dille anlatıyor. “Biz aynı ülkenin insanlarıyız ama birbirimizin hikâyesini bilmiyoruz. Birbirimizi tanımadan korkularımızı büyütüyoruz.”

Demirtaş’ın bu tespiti, meselenin özünü açığa çıkarır. Tanımadığınız insanı anlamazsınız, anlamadığınız insanı ise kolayca yanlış tanımlarsınız.

Bu tanınmama sadece bireysel değil, aynı zamanda zihinsel ve yapısal bir meseledir. Mümtaz’er Türköne hocanın dikkat çektiği gibi, Türkiye’de Kürtler bir toplumsal gerçeklik olarak değil, bir “problem” olarak ele alındı. Bir şeyi “sorun” olarak tanımladığınızda, onu anlamaya değil, kontrol etmeye çalışırsınız. Bu yaklaşım, doğal olarak mesafe üretir.

Tam da bu noktada Selahattin Demirtaş’ın vurgusu anlam kazanır. “Barış, birbirine benzemek değildir, birbirini tanımayı ve kabul etmeyi öğrenmektir”. Bu ifade, Türkiye’deki temel yanılgıyı açık eder. Sorun farklılık değil, farklılığın bilinmemesidir.

Nitekim Gürkan Çakıroğlu’nun yaptığı okuma aynı gerçeğe işaret eder. Dikkat çektiği gündelik hayat ayrışması, mesafenin somut bir tezahürüdür. İnsanlar aynı ülkenin yurttaşı olabilir, hatta aynı dili konuşabilir, ancak aynı deneyimleri paylaşmadıklarında, aynı hayatın içinden geçmediklerinde, aralarında gerçek bir anlayış zemini oluşmaz. Ve bu zemin kurulmadığında empati de doğmaz.

Bu noktada Ahmet Altan’ın da vurguladığı gibi, toplumsal sorunlar ancak birbirini dinlemeyi kabul etmekle çözülür. Mesele aslında bu kadar yalındır. Dinlemiyoruz, merak etmiyoruz, tanımaya çalışmıyoruz. İşte bu yüzden mesafe kapanmıyor, aksine, her gün yeniden üretiliyor.

Yerli aydınların görüş ve sözleriyle çizilen bu tablo, aslında ne yeni ne de yalnızca Türkiye’ye özgüdür. Aksine, bu durum insanlık tarihinin derinliklerinden bugüne uzanan bir düşünce sürekliliğinin parçasıdır. Türkiye’de gözlemlenen tanımadan hükmetme eğilimi, daha geniş bir insanlık halinin yerel bir tezahürü olarak karşımıza çıkar. Bu nedenle, burada dile getirilen mesele yalnızca belirli bir toplumsal bağlamla sınırlı değildir, farklı coğrafyalarda ve dönemlerde de benzer biçimlerde ifade edilmiştir.

Nitekim büyük düşünürler, filozoflar, insanın tanımadığını anlamak yerine onu kategorilere indirgeme ve bu kategoriler üzerinden “hakikat” üretme eğilimini çok daha erken dönemlerde tespit etmişlerdir. Bu bağlamda, Türkiye’deki entelektüel örnekler, aslında evrensel bir düşünce hattının günümüzdeki yansımaları olarak okunmalıdır. Şimdi bu hattın izini, dünya düşünce tarihinin önemli isimleri üzerinden sürmek, meselenin hem derinliğini hem de sürekliliğini daha açık biçimde ortaya koyacaktır.

“Toplumsal birlik, ancak karşılıklı tanıma ile mümkün hâle gelir”

Bu noktada H. Arendt’in uyarısı belirleyici bir anlam kazanır. Düşünmenin askıya alındığı toplumlarda, yanlış olan zamanla sıradanlaşır ve sorgulanmadan kabul görür. Türkiye’de tanımaya yönelmeme hali de tam olarak böyle bir normalleşmenin sonucudur. Edward Said’in işaret ettiği gibi, insanlar tanımadıklarını anlamaya çalışmak yerine, onlar hakkında kendi “hakikatlerini” üretir. Tanışıklığın yokluğu, önyargının ve indirgemeci bakışın zeminini oluşturur. Bu durum, doğrudan ilişkiden değil, dolaylı anlatılardan beslenen bir algı dünyası yaratır. Böylece Kürt, somut bir insan olmaktan çıkar, genelleştirilmiş bir kategoriye indirgenir. Tam bu noktada çok kritik kirilma yaşanır. İnsan, karşısındakini birey olarak değil, kalıp olarak görmeye başlar.

Bu nedenle Kant’ın “insanı yalnızca bir araç ya da kategori olarak değil, bir amaç olarak görmek gerekir” ilkesi hatırlanmalıdır. Çünkü insan, tanımadığını kolayca bir kategoriye hapseder, oysa birini gerçekten “amaç” olarak görmek, onu sınıflandırmadan önce tanımayı ve anlamayı gerektirir. Aksi hâlde ortaya konulan her “hakikat”, gerçeğin değil, önyargının bir yansıması olarak kalır.

J. J. Rousseau, toplumun ancak ortak bir irade ile ayakta kalabileceğini söyler; ancak bu irade, birbirini tanımayan insanlar arasında kurulamaz der. Bu nedenle toplumsal birlik, ancak karşılıklı tanıma ile mümkün hâle gelir. Benzer şekilde Voltaire, hoşgörünün bilgiyle başladığını vurgular. Bilmediğiniz, tanimadiğiniz birine hoşgörü gösteremezsiniz, çünkü hoşgörü, anlama çabasının bir sonucudur. Bu düşünce çizgisi, F. Nietzsche’de daha sert bir biçimde karşımıza çıkar: İnsan çoğu zaman kendi önyargılarını hakikat sanır. Belki de en rahatsız edici olan, bu yanılsamanın fark edilmemesidir. Son olarak M. Buber’in “Ben-Sen” ve “Ben-O” ayrımı, meselenin en çarpıcı çerçevesini sunar. Türkiye’de ilişkiler çoğu zaman “Ben-O” düzeyinde kalıyor. Kürt, bir insan olarak değil de yalnızca bir kimlik olarak algılandığında, kimlik insanın yerini alır ve ilişki ortadan kalkar. Oysa gerçek temas, ancak “Ben-Sen” düzeyinde, yani karşılıklı tanıma ve insan olarak görme ile mümkündür.

“İnsanlar birbirini tanımadan, gerçekten birlikte yaşayamaz”

Bu sorunun yalnızca Türkiye’ye özgü olmadığını hatırlamak gerekir. Dünyanın farklı yerlerinde de benzer gerilimler yaşanmıştır. Örneğin Kanada’da, İngilizce ve Fransızca konuşan toplumlar uzun yıllar boyunca birbirini gerçekten tanımadan, yan yana ama ayrı dünyalarda yaşamış ve bu durum ciddi krizlere yol açmıştır. Buna karşılık İsviçre’de farklı dilsel ve kültürel kimlikler, birbirini inkâr etmek yerine tanıma ve kabul etme üzerinden daha istikrarlı bir birlikte yaşam zemini kurabilmiştir

Bu iki örnek açık bir gerçeği ortaya koyar. Çözüm inkârda değil, tanımada başlar. Çünkü insanlar birbirini tanımadan, gerçekten birlikte yaşayamaz.

Bu mesafenin ne kadar somut olduğunu Paris’te bizzat deneyimledim. Türkiye’den gelen, kendilerini toleranslı, modern olarak ifade eden Türk aile ile sohbet ediyorlardum. “Evinizde Kürt bir aileyle görüşüyor musunuz?” diye sordum. Verdikleri “hayır” cevabı ise aslında her şeyi açıklıyordu. Çünkü bir Kürt aileyle sosyal ilişki kurma fikri, hayatlarında hiç yer etmemişti. Sorun tam da burada ortaya çıkıyordu, deneyim ve temas eksikliği belirleyici oluyordu.

İşte tam da bu noktada, meseleyi dışarıdan gözlemleyen Musti Kusti, Türkiye’deki bu “normalleşmiş mesafe”yi daha berrak biçimde görür. En ağır sorunu en sade cümleyle ifade eder: “Türkler Kürtleri tanımıyor.”

Bu cümleyi reddetmek kolaydır. Ancak onu ciddiye almak, belki de çözümün ilk adımıdır. Çünkü büyük toplumsal sorunlar çoğu zaman karmaşık teorilerle değil, basit ama radikal bir kararla aşılır. Tanımaya karar vermek.

Aynı şehirde, mahalede, binada yaşadığınız insani misafir etmeden, aynı masaya oturmadan, onun hikâyesini dinlemeden, dünyasını merak etmeden hiçbir mesafe kapanmaz.

Musti Kusti’nin dışarıdan bakarak söyledigi söz, içeride yıllardır örülmüş kalın duvarları görünür kılar. Rahatsız edicidir, ama bu rahatsızlık, onun hakikate ne kadar yakın olduğunu gösterir.

Çünkü korku, çoğu zaman tanımadığımız insana kurduğumuz mesafeden doğar. İnsan, tanımadığını anlamaya çalışmak yerine, onun hakkında hikâyeler üretir. Ve bir insanı bir kategoriye hapsettiğiniz anda, onu gerçekten görmeyi de bırakırsınız. Geriye artık bir insan değil, sadece bir etiket kalır.

Türkiye’de yaşanan da budur Musti Kusti’ye göre. Türkler ve Kürtler birbirine bakar, ama birbirini görmez. Aynı coğrafyada yaşarlar, ama aynı dünyayı paylaşmazlar.

Çözüm ne inkârda ne de zorla benzeştirmededir. Çözüm, birbirini tanımayı, anlamayı kabul etme cesaretindedir. Bilgiyi hoşgörünün başlangıcı yapabilmekdir. Ve belki de en önemlisi, yeniden düşünmeye cesaret edebilmekdir.

Hiçbir anayasa, hiçbir reform, hiçbir siyasi proje, birbirine hiç değmemiş hayatlar arasındaki mesafeyi tek başına kapatamaz. Bu mesafe, ancak insanlar birbirinin kapısını çaldığında, aynı sofraya oturduklarında, birbirlerinin hikâyesini gerçekten dinlediklerinde kapanir.

Bu mesele bir “gün” meselesi değildir. Bir karar meselesidir.

Çünkü aradaki mesafe doğal değil, inşa edilmiştir. Ve her inşa edilmiş şey gibi, onu ayakta tutan da bir iradedir. Aynı şekilde onu yıkacak olan da başka bir irade olacaktır.

Belirleyici olan, Kürtlerin ne söylediğinden çok, Türk toplumunun neyi duymaya hazır olduğudur. Gerçeklik ortadadır, eksik olan, ona yönelme cesaretidir. Bu cesaret ortaya çıkmadan hiçbir anlatı, hiçbir hakikat tek başına dönüştürücü olamaz.

Açık konuşalım. Bu meselenin çözümünde kilit rol, Türk entelektüelinde yatmaktadır. Çünkü aramızda duran mesafe, büyük ölçüde onun diliyle kuruldu, onun düşünce dünyasında üretildi ve yine onun kalemiyle meşrulaştırıldı. Türk entelektüelinin kendi kurduğu zihinsel sınırlarla yüzleşmesi gerekir. Çünkü sorun yalnızca bir bilgisizlik değil, kabulleniş biçimidir. Ve her kabulleniş, sorgulanmadığı sürece kendini yeniden üretir.

Yani bu mesafe yıkılacaksa, ancak aynı zihinsel zeminde, aynı entelektüel cesaretle mümkün olacaktır.

Kürtlerin kendini anlatması elbette gereklidir, fakat tek başına yeterli değildir. Asıl belirleyici olan, Türk toplumunun anlamaya yönelmesidir. Anlamak ise edilgen bir süreç değil, bilinçli bir tercihtir. Bu tercih de ancak hakikatle yüzleşmeyi göze alabilen, konfor alanını terk edebilen cesur entelektüellerin omuzlayabileceği bir sorumluluktur.

Ne zaman ki bu döngü kırılır, ne zaman ki anlamak bir lütuf değil, bir sorumluluk olarak görülür ise o zaman mesele çözülmeye başlar.

Ve o an geldiğinde, bu dönüşüm ne sürpriz olacaktır ne de mucize. Sadece geç kalmış bir yüzleşmenin kaçınılmaz sonucu olacaktır.

Tıpkı Musti Kusti’nin ima ettiği gibi.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Haber Merkezi / Diğer yazıları

Armağan Öztürk yazdı: Yeni Türkiye koşullarında muhalefetin sistem arayışı

Armağan Öztürk yazdı: Sanık Ekrem ve karşıtları

Ertuğrul Günay yazdı: Öncesi ve sonrasıyla 12 Mart Muhtırası

Armağan Öztürk yazdı | Özgür Özel liderliğinin güçlü ve zayıf yanları

Armağan Öztürk yazdı: Bir kurucu siyasi aktör olarak Devlet Bahçeli

Sabri Ciğerli yazdı | Türk–Kürt barışının önündeki asıl engel: Toplum

Medyascope'u Google Haberler üzerinden takip edin

Medyascope'un mobil uygulamasını indirin

Haftanın diğer yazıları

İsmail Fatih Ceylan yazdı: Fethullah Gülen ABD’ye giderken

Ruşen Çakır yazdı: Çözüm sürecinin önündeki en ciddi sorun: Öcalan’ın statüsü

Armağan Öztürk yazdı: Yeni Türkiye koşullarında muhalefetin sistem arayışı

Müge İplikçi yazdı – Taşın dönüşümü: Kadim malzemenin yeni yorumları

Levent Baştürk yazdı – İsrail’in idam yasası: Irkçılık, gayriinsanileştirme ve apartheid kıskacında Filistinliler

Faik Öcal yazdı – Manuşag romanının hafıza kaydı: Parala, Octacuscum ve Bahasna

Recep Karagöz yazdı – Penahi’nin dönüşü: Bir vicdan aynası

Aslı Tunç yazdı – Çok katmanlı absürt bir anlatı: 52 Hertz

Selim Kuneralp yazdı: Avrupa’ya dönme zamanı

Haftanın en popüler içerikleri

Gökhan Bacık yazdı: Onuncu yılında İran savaşı (?)

İBB davasının 15. günü: 18 kişi tahliye edildi

Geçirdiği 13 yılın ardından şehirden ayrılan yabancı bir gazetecinin vedası: “İstanbul’un karanlığa sürüklenişi”

Gürkan Çakıroğlu yazdı: Statü ve statükocular

Ruşen Çakır yorumladı: Türk solundan geriye ne kaldı?

Taner Akçam yazdı: Oğuzhan Müftüoğlu vesilesiyle Türk solu 

Bursa Büyükşehir Belediyesine operasyon: Mustafa Bozbey’in de aralarında bulunduğu 55 kişi gözaltında

Oyuncu Ramazan Tetik hayatını kaybetti

Selim Kuneralp yazdı: Avrupa’ya dönme zamanı

Ruşen Çakır yorumladı: Özgür Özel teslim olmuyor

Medyascope'un günlük e-bülteni

Editörlerimizin derlediği öngörüler, analizler, Türkiye’yi ve dünyayı şekillendiren haberler, Medyascope’un e-bülteni Andaç‘la her gün mail kutunuzda.

Medyascope'u destekle

© 2015-2026 Scope Medya A.Ş.

© 2015-2026 Scope Medya A.Ş.

Kişisel Verilerin Korunması Aydınlatma Metni

İşbu Aydınlatma Metni, Veri Sorumlusu sıfatıyla Maslak Mahallesi, Dereboyu 2. Cadde, No: 15A/70, Ata Center İş Merkezi Kat:G2, Sarıyer/İstanbul adresinde mukim Şirketimiz Scope Medya Ticaret Pazarlama A.Ş.’nin (“Medyascope”) tarafından sağlanan ürün ve hizmetlerin tanıtımı amacıyla internet sitemizde yer alan E-Bülten Aboneliği kısmından elde edilen kişisel verilerin işlenmesine ilişkin olup, Şirketimiz tarafından başta 6698 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (“KVKK”) olmak üzere ilgili mevzuat kapsamında aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmesi amacıyla hazırlanmıştır. Şirketimizin kişisel verilerin korunmasına ilişkin politikaları https://medyascope.tv adresinde yer almaktadır.

İşleme; KVKK’nın 3. maddesinde kişisel verilerin kaydedilmesi, depolanması, muhafaza edilmesi, değiştirilmesi, yeniden düzenlenmesi, açıklanması, aktarılması, devralınması, elde edilebilir hâle getirilmesi, sınıflandırılması işlemleri olarak tanımlanmıştır.

İşlenen Kişisel Verileriniz

İşlenen kişisel verileriniz, E-Bülten Aboneliği aracılığıyla bizimle paylaşmayı tercih ettiğiniz adınız, soyadınız, e-posta adresinizdir.

Kişisel Verilerin Toplanma Yöntemi ve Hukuki Sebebi

Kişisel verileriniz, şirketimiz tarafından sağlanan ürün ve hizmetler kapsamında promosyon, kampanya ve tanıtım faaliyetlerinin yürütülmesi sırasında internet sitemizde yer alan E-Bülten Aboneliği bölümünde e-posta adreslerini bildiren kişilere Şirketimizin ticari olarak faaliyet gösterdiği alanlarda reklam, tanıtım ve bilgilendirme yapmasına ilişkin sözleşmenin kurulması ve ifası, veri sorumlusunun meşru menfaati ve açık rızanız kapsamında işlenmektedir.

Kişisel Verilerin İşlenme Amaçları

Kişisel verileriniz Şirketimiz tarafından, aşağıdaki belirtilen işleme amaçlarıyla uygun süre zarfında, KVKK’nın 5. ve 6. maddelerinde belirtilen kişisel veri işleme şartları ve amaçları kapsamında işlenecektir:

İletişim faaliyetlerinin yürütülmesi

Reklam / kampanya / promosyon Süreçlerinin Yürütülmesi

Saklama ve arşiv faaliyetlerinin yürütülmesi

Pazarlama analiz çalışmalarının yürütülmesi

Ürün / hizmetlerin pazarlama süreçlerinin yürütülmesi,

Organizasyon ve etkinlik yönetimi

Şirketimizin faaliyet alanlarında reklam, tanıtım ve bilgilendirme hizmeti sağlamak,

Şirketimiz tarafından gönderilen bu e-postalar üzerine gelen talep ve şikayetlerin cevaplanması,

Hukuki bir ihtilafın vuku bulması halinde hukuki işlem yapmak,

Sair tüm yasal yükümlülükler.

Kişisel Verilerin Hangi Amaçlarla Kimlere Aktarılabileceği

Şirketimiz, kişisel verileri “bilme gereği” ve “kullanma gereği” ilkelerine uygun olarak, gerekli veri minimizasyonunu sağlayarak ve gerekli teknik ve idari güvenlik tedbirlerini alarak işlemeye özen göstermektedir ve sadece zorunlu durumlarda üçüncü kişilere aktarmaktadır. Kişisel verileriniz; KVKK’nın 8. ve 9. maddelerinde belirtilen kişisel veri işleme şartları ve amaçları çerçevesinde Şirketimiz ilgili birimlerince işlenmekte ve aşağıda yer verilen amaçlarla üçüncü kişilerle paylaşılmaktadır.

İlgili mevzuatı gereği talep halinde idari makamlara, adli makamlara veya ilgili kolluk kuvvetlerine, yetkili idari ve denetleme kurullarına ve/veya diğer yetkili denetleyici kurum ve kuruluşlara aktarılabilecek ve/veya hukuki bir ihtilaf vuku bulması halinde Şirketimizin hukuki menfaatlerinin korunması amacıyla bu mercilerle ve Şirketimiz avukatları ile paylaşılmaktadır.

Ürün ve hizmetlerimizin tanıtımı amacıyla E- Bülten Aboneliği veri işleme altyapısını tedarik ettiğimiz iş ortağımız, bu bildirimlerin yapılması amacıyla hizmet aldığımız ajanslar ve pazarlama analiz şirketleri ile paylaşılmaktadır.

Kişisel verileriniz e-posta altyapısı ve ilgili hizmetlerinden yararlandığımız hizmet sağlayıcılarımızın yurt dışında bulunan veri depolama sistemleri nedeniyle KVKK’nın 9. maddesindeki şartlardan biri olan açık rıza şartı sağlandığı takdirde yurt dışına aktarılabilmektedir.

Kişisel Verilerin Saklama Süresi

Kişisel verilerinizi, sunduğumuz hizmetlerin mahiyetinden kaynaklanan yükümlülüklerin yerine getirilmesi amacıyla, hizmetlerin sağlandığı süre boyunca ve ardından hukuki yükümlülüklerini yerine getirmek ve meşru menfaatini temin etmek amaçlarıyla ilgili mevzuata uygun olarak, makul süreler boyunca saklayacaktır.

Kişisel Verilerin Silinmesi, Yok Edilmesi ve Anonim Hale Getirilmesi

Kişisel verileriniz KVKK’nın 7. maddesi uyarınca işlenmesini gerektiren sebeplerin ortadan kalkması halinde kişisel veriler re’sen veya kişisel veri sahibinin talebi üzerine tarafımızca silinir, yok edilir veya anonim hale getirilir.

Kişisel Verilerinizin Güvenliği

Bize sağladığınız kişisel verilerin gizliliğini ve güvenliğini korumaya önem veriyoruz. Bu doğrultuda, kişisel verilerinizi yetkisiz erişim, zarar, kayıp veya ifşaya karşı korumak için gerekli teknik ve idari güvenlik önlemleri almaktayız.

Kişisel Veri Sahibi İlgili Kişinin Hakları

Kişisel veri sahibi “İlgili Kişi”, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun 11. maddesinde aşağıda yer verilen haklarını ve taleplerini www.eliteworldhotels.com.tr adresinde yer alan Başvuru Formunu usule uygun olarak doldurmak suretiyle bildirebilecektir.

6698 sayılı KVKK’nın 11. Maddesi kapsamında herkes veri sorumlusu sıfatı ile Şirketimize aşağıdaki hususlarda başvurma hakkına sahiptir:

• Kişisel verilerinizin işlenip işlenmediğini öğrenme,

• İşlenmişse buna ilişkin bilgi talep etme,

• Kişisel verilerinizin işlenme amacını ve bunların amacına uygun kullanılıp kullanılmadığını öğrenme,• Yurt içinde veya yurt dışında aktarıldığı üçüncü kişileri bilme,

• Kişisel verilerin eksik veya yanlış işlenmiş olması halinde bunların düzeltilmesini isteme,

• KVKK’da öngörülen şartlar çerçevesinde kişisel verilerinizin silinmesini veya yok edilmesini isteme,• Yukarıda belirtilen düzeltme, silinme ve yok edilme şeklindeki haklarınız uyarınca yapılan işlemlerin, kişisel verilerin aktarıldığı üçüncü kişilere bildirilmesini isteme,

• İşlenen kişisel verilerinizin münhasıran otomatik sistemler ile analiz edilmesi sureti ile aleyhinize bir sonucun ortaya çıkmasına itiraz etme,

• Kişisel verilerinizin ilgili mevzuata aykırı olarak işlenmesi sebebiyle zarara uğramanız halinde zararınızın giderilmesini talep etme haklarına sahipsiniz.

Hak ve Talepleriniz İçin İletişim

Kişisel verilerinizle ilgili sorularınızı ve taleplerinizi, Veri Sorumlusuna Başvuru Usul ve Esasları hakkında Tebliğ’de belirtilen şartlara uygun düzenlenmiş dilekçeyle aşağıdaki yöntemlerle iletebilirsiniz.

“Şahsen Yazılı Başvuru” yoluna başvuracak İlgili Kişilerin kimliğini tevsik edici belgeleri ibraz etmesi zorunludur. Bu bağlamda Maslak Mahallesi, Dereboyu 2. Cadde, No: 15A/70, Ata Center İş Merkezi Kat: G2, Sarıyer/İstanbul adresine yapacağınız şahsen yazılı başvurularda başvuru formuyla birlikte kimlik fotokopisinin yalnızca ön yüzünün (kan grubu ve din hanesi gözükmeyecek şekilde) ibraz edilmesini rica ederiz.

Başvuru formunun tebligat zarfına veya e-postanın konu kısmına “Kişisel Verilerin Korunması Kanunu İlgili Kişi Talebi” yazılmasını rica ederiz.

Kişisel veri sahipleri olarak, haklarınıza ilişkin taleplerinizi, Medyascope ‘a iletmeniz durumunda Medyascope talebinizi en geç 30 (otuz) gün içinde ücretsiz olarak sonuçlandıracaktır. Ancak, başvurunuza verilecek yanıtın mevzuat uyarınca bir maliyet gerektirmesi halinde Medyascope tarafından Kişisel Verileri Koruma Kurulu tarafından belirlenen tarifedeki ücret talep edilebilecektir.

Ticari Elektronik İleti Gönderimi Hakkında Bilgilendirme

6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ve ilgili mevzuat uyarınca ticari elektronik ileti; telefon, çağrı merkezleri, faks, otomatik arama makineleri, akıllı ses kaydedici sistemler, elektronik posta, kısa mesaj hizmeti gibi vasıtalar kullanılarak elektronik ortamda gerçekleştirilen ve ticari amaçlarla gönderilen veri, ses ve görüntü içerikli iletileri ifade eder.

Ticari elektronik iletiler, alıcılara ancak önceden onayları alınmak kaydıyla gönderilebilir. Ticari Elektronik İleti Yönetim Sistemi (“İYS”) üzerinde onayı bulunmayan alıcılara ticari elektronik ileti gönderilemez. Bu onay, yazılı olarak veya her türlü elektronik iletişim araçlarıyla ya da İYS üzerinden alınabilir. İYS üzerinden alınan onaylarda ise olumlu irade beyanı ve elektronik iletişim adresi yer alır. Alıcılar diledikleri zaman, hiçbir gerekçe belirtmeksizin ticari elektronik iletileri almayı reddedebilir. Alıcının ret bildiriminde bulunması, bildirimin yapıldığı iletişim kanalına ilişkin onayı geçersiz kılar. Alıcı reddetme hakkını İYS üzerinden de kullanabilir.

Alıcının kendisiyle iletişime geçilmesi amacıyla iletişim bilgilerini vermesi halinde, temin edilen mal veya hizmetlere ilişkin değişiklik, kullanım ve bakıma yönelik ticari elektronik iletiler için ayrıca onay alınmaz.

Tacir veya esnaf olan alıcıların elektronik iletişim adreslerine gönderilen ticari elektronik iletiler için önceden onay alınması zorunlu değildir. Ancak tacir ve esnafların ilgili mevzuatta yer alan reddetme hakkını kullanması halinde onayları alınmadan ticari elektronik ileti gönderilemez. Bu kapsamında ileti gönderilmesinden önce tacir veya esnaf olan alıcıların elektronik iletişim adresleri hizmet sağlayıcı tarafından İYS’ye kaydedilir ve İYS üzerinden alıcıların ret hakkını kullanıp kullanmadığı kontrol edilir.

6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ve ilgili mevzuat uyarınca, Scope Medya Ticaret Pazarlama A.Ş.’nin (“Medyascope”) tarafından vermekte olduğumuz hizmetler kapsamında, Medyascope üzerinden temin edilen bilgileriniz doğrultusunda, onay vermeniz halinde E-posta iletişim aracı kullanarak tarafınıza her türlü bilgilendirme, tanıtım, reklam, ürün teklifleri, promosyonlar, kampanyalar, memnuniyet değerlendirme çalışmaları ve duyuruların iletilmesi amacıyla tarafınızla iletişime geçilebilecektir.

6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ve ilgili mevzuat uyarınca ticari elektronik ileti gönderimine dair onay verseniz dahi dilediğiniz zaman, hiçbir gerekçe belirtmeksizin ticari elektronik iletileri almayı reddedebilirsiniz. Ret bildirimini kolay ve ücretsiz bir şekilde olmak üzere e-posta iletişim kanalı ile verebileceğinizi hatırlatmak isteriz. Reddetme hakkınızı İYS üzerinden de kullanabilirsiniz.


© Medyascope