menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Gürkan Çakıroğlu yazdı: Son söz üzerine öz savunma ve Kürtlerle hasbihal

10 1
27.01.2026

Ben bir gazeteci veya yazar ya da entelektüel değilim. Herhangi bir partiye üye değilim. Hiçbir cenahın sözcüsü değilim. Basit bir adamım, sıradan bir yurttaşım. Ekmeğimi avukatlık yaparak kazanmaya çalışıyorum. İnsanlardan bir insan olma gayreti içerisindeyim. Peki neden mi yazıyorum? Yazmak benim için mevcut şartlar altında siyaset yapabilmenin tek yolu da ondan. Zira siyasi partilerin alayı; ideolojik saplantıları, hamasi tavırları, şovenist dilleri, oportünist yapıları ve hapsoldukları biat kültürü ile milletin rızasını almaya dönük siyaseti mümkün kılmadı, kılmıyor. Dernek ve vakıflar ise ekseriyeti itibari ile yankı odalarından farksız, kişisel tatmine yönelik vitrin süsleri. Yani elde var yazı, elde kaldı yazı.

Yazmak; dertleri ile hemhal olduğum milletime, hukuka kavuşmasını arzuladığım devletime ve ona çok şey borçlu olduğum cumhuriyetime hizmet eden bir çeşit ülkücü, devrimci tavırdı benim için. Tüm bu sebeplerle, gündelik veya dönemsel siyasi tartışmalardan ziyade, genel ve yapısal siyasi meselelere yönelik yazmaya gayret ettim. Başarabildim mi? Umarım, bilmiyorum. Ama çokça gayret ettiğimi tüm samimiyetimle söyleyebilirim. Rejim, devlet, hukuk, cumhuriyet, demokrasi, Kürt meselesi, Türk milliyetçiliği, Kemalizm, Alevi sorunu, İslamcılık, Müslümanlık gibi hususlara dair birçok yazı kaleme aldım son üç yıl içerisinde. Ve nihayetinde “Kürt meselesine dair son söz” başlığı ile yazıya bir süre ara vermek; yazdıklarım ve yazacaklarım üzerine kısa bir yolculuğa çıkmak istedim. İki temel içgüdü itti beni buna. Birincisi, tekrara düşmekten ve okurları yormaktan korktum; kendine aşık bir adam değilim ben, acziyetimin bilincindeyim. İkincisi, sürekli bir şeyler söylemek ama hiçbir şey yapamamak acı; fil dişi kulesinde yaşayacak bir adam değilim ben, zoruma gidiyor.

Velhasıl kelam durum bu idi. Yazıyı bıraktığıma ise bir tek annem sevindi. Lakin iki gün boyunca aldığım telefonlar ve mesajlar bu yazıyı gerekli kıldı. Öncelikle ifade etmek isterim ki şaşırdım. Farkında olmadığım bir vaziyet içerisindeymişim. Yazmak, kişisel bir başkaldırı olmaktan çıkmış meğerse benim için. Sorumluluk hissettim. Yazının içeriğinden dolayı değil belki ama yazıyı bırakmamdan dolayı umudumu kaybettiğim veya mücadeleden vazgeçtiğim ya da bu duygulara alan açtığım gibi bir hissiyat oluşmuş. Böyle bir şey söz konusu değil, olamaz da. Dar ağacında da olsak son sözümüz barış dedik! Yenildik mi? İlk olmayacak, döner döner bir daha dövüşürüz dedik. Barışın dili ile siyaset yapmaya azmettik. Buradan geri duracak değiliz. Son söz üzerine öz savunmam bunlardan ibaret. Yazı ile veya yazısız, mücadelemiz devam edecek.

Gelelim Kürtlerle hasbihale; “Kürt kardeşlerim” diyemeyeceğim artık size. Zira kim “kardeşim” diyorsa........

© Medyascope