menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Gülener Kırnalı yazdı | Odadaki fil: Üç sıcak başlıkta konuşulmayan dev Rusya

7 0
08.02.2026

Ukrayna’daki kırılgan barış, nükleer anlaşmanın sona ermesi ve derinleşen stagflasyon: Küresel türbülansın ortasında Rusya’nın gücü kadar kırılganlığı da büyüyor.

Dünya jeopolitiğinin ve küresel ekonominin köklü bir dönüşümden geçtiğini sabahtan akşama konuşur hâle geldik. ABD–Çin geriliminden küresel ticaret savaşlarına, Trump’ın yılbaşından bu yana Venezuela’dan Grönland’a uzanan sert, tuhaf ve kuralsız adımlarından her ağzını açtığında dünya gündeminin ortasına bıraktığı siyasi ve ekonomik bombalara, tüm bu kaosun içinde Avrupa’nın aynı anda birden fazla krizle boğuşmasına kadar uzanan bir akıl almaz gündemin içindeyiz.

Ancak tam da bu hengâmede, büyük küresel denklemin ortasında durmasına rağmen çoğu zaman ya fark edilmeyen ya da bilinçli olarak görmezden gelinen bir Rusya var. Bir süredir Ukrayna Savaşı çerçevesine indirgenen, bu bağlamda Avrupa ile olan çatışması ya da Trump yönetimiyle değişen ilişkisi üzerinden ele alınan Rusya, hâlâ 2026 yılında “gitmesek de görmesek de bizim olan o köyde” dünyanın en büyük güçlerinden biri olarak varlığını sürdürüyor. Üstelik küresel sistemdeki çatırdamalar, Moskova’ya bazı alanlarda yeni manevra imkânları da sunuyor.

Bugün Rusya’yı gerçekten anlamak için, en çok konuşulanlara değil, konuşulmayanlara bakmak gerekiyor. Gelin, sıcak gelişmelerin yaşandığı üç başlıktan hareketle, bu küresel türbülansın ortasında Rusya’nın bugünkü konumuna ve önümüzdeki dönemde onu nelerin beklediğine kısaca bakalım.

Ukrayna-Rusya Savaşı devam ediyor. Barış görüşmeleri aylardır sürse de sahada ve masada kalıcı bir ilerleme sağlanabilmiş değil. Süreci “iki ileri bir geri” olarak tarif etmek mümkün. Bu belirsizlikte yalnızca Moskova ve Kiev’in pozisyonları değil; ABD ile Avrupa arasındaki görüş ayrılıkları ve stratejik öncelik çatışmaları da belirleyici rol oynuyor.

Son dönemde barış sürecine dair en somut gelişme, savaş esirlerinin karşılıklı iadesi konusunda varılan mutabakattı. Ukrayna, Rusya ve ABD heyetlerinin Abu Dabi’de gerçekleştirdiği görüşmelerde, iki tarafın karşılıklı olarak 157’şer (toplam 314) savaş tutsağını iade etmesi konusunda prensip anlaşmasına vardığı haberi hafta ortasında basına yansıdı. Bu adım, aylar sonra tarafların oturduğu bu kritik masada sembolik de olsa öneme sahip bir gelişmeydi.

Ancak tam da bu anlaşmanın kamuoyuna yansıdığı sırada, Rusya’da üst düzey bir askeri yetkilinin Moskova’da sokak ortasında suikasta uğraması, sürecin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Söz konusu isim, Rus Silahlı Kuvvetleri içinde operasyonel ve istihbari kapasitesiyle öne çıkan Vladimir Alexeyev, savaşın kritik safhalarında rol almış bir general. Güvenlik kameralarının bulunduğu, yoğun koruma altında olması beklenen bir bölgede hedef alınması, saldırının yalnızca sembolik değil, aynı zamanda son derece mesaj yüklü olduğunu gösteriyor.

Kremlin, saldırının sorumluluğunu hızlıca Ukrayna’ya yükledi. Olayın barış görüşmelerini doğrudan akamete uğratıp uğratmayacağı henüz net değil. Ancak zaten pamuk ipliğine bağlı olan bu süreci daha da zayıflattığını söylemek güç değil. Diplomatik temasların sürdüğü bir anda gelen böylesi bir saldırı, müzakere zemininin ne kadar kaygan, savunmasız ve girift olduğunu da apaçık ortaya koyuyor.

Suikastın bir başka önemli boyutu da Rusya adına içeride ve dışarıda yarattığı aciz görüntü. Rusya’nın üst düzey askeri ve istihbari kadrolarından bir ismin başkentte hedef alınabilmesi, Kremlin açısından ciddi bir zafiyet algısı yaratıyor. Putin’in iktidarını yıllardır ayakta tutan temel anlatılardan biri, devletin mutlak kontrol kapasitesi ve güvenlik aygıtının her şeyi kuşatan gücüydü. Bu tür olaylar, o anlatıyı sessiz ama etkili biçimde aşındırıyor.

Böyle durumlarda Kremlin’in refleksi........

© Medyascope